İhtiyar şeyh, cihannümanın ahşap sedirine kurulup şöyle dedi bize: “Bazı yazarlar, piramitlerin, Ademöncesi kral Gian-ben-Gian tarafından yaptırıldığını söylerler...
...ellerine kıldan yapılmış eldivenler geçirmiş olan ve derinizden kalınlığı sizi hayrete düşüren molekül tomarları çıkaran, temizlene temizlene yıpranıp gideceğinizden korkuya kapılmanıza yol açan o korkunç tellâklar yine orada atılacaktır üzerinize.
Mısır’ın Araplar tarafından ele geçirilişinden sonra yapılmış ilk cami olan Amru camisi, yeni kent ile eski kent arasında bugün terk edilmiş bir yerde. Bir zamanlar çok saygı duyulan bu yeri korumak için hiçbir önlem alınmamış.
Ne yazık! Arkama dönünce, başımın çok üzerinde, Selahattin Eyyubi’nin eski sarayının kırmızı sütunlarını gördüm. Ustalık ve zarafetle göz kamaştıran bir mimarisi olan, ama cinlerin elinden çıkmış gibi kırılganlık ve geçicilik gösteren bu sarayın yıkıntıları üzerinde, özelliği ve inceliği olmayan, sadece mermer ve kaymak taşından yapılmış olan, bir cami olma iddiası taşıdığı halde bir hububat satış yerine benzeyen dört köşe bir bina yapılmıştı birkaç yıl önce. Madeleine ne kadar bir kiliseyse, bu da o kadar bir camiydi doğrusu. Modern mimarlar, Tanrı için, ona artık inanılmadığı zaman başka bir işe yarayabilecek binalar yapma açıkgözlüğünü her zaman gösterirler zaten.
Yuvarlak şapka, Doğuluların gözünde o kadar gülünç bir şeydi ki, kafasız ve haylaz çocukların başına geçirmek için okullarda her zaman böyle bir Frenk şapkası bulunduruluyordu. Müslüman okullarındaki ceza böyleydi işte.