İnsanoğlu doğduğu andan itibaren devamlı bir gelişme içindedir. Bir taraftan sinir sistemi anatomik gelişmesini tamamlarken diğer taraftan da ona paralel olarak ruhi hayatımız kademe kademe olgunlaşır, yükselir, gelişir. Tıpkı kat kat bir apartmanın inşa edilmesi gibi.
Nasıl apartmanın damı akıyorsa ve onu onarmak elde değilse o katı boşaltıp bir alt katta oturmak en akıllıca bir işse, nasıl geniş bir cephede savaş vermeye gücü yetmeyen bir komutan ordularını daha dar ve fakat daha toplu bir cephe üzerine geriye çekerse, insanın sinir sisteminin ileri gelişme kademelerinde bir bozukluk olur ve bu seviyeler işlemese, daha ilkel bir seviyede uyum yapabilmek için daha eski, daha alt gelişim seviyelerine çekilir. Buna psikiyatride "regression" (gerileme) diyoruz. İşte, birçok akıl hastalıkları bir çesit regression belirtisi, yani bir savunma metodudur. Çevrenin uyarılarına karşı bir perde çeken, intibak edemediği gelişmiş dış dünyadan kendini ayıran hasta, kendi kendine yarattığı çocuksu âlemde yaşar. Artık oranın kralı, imparatorudur. Orada istediğini yapmakta, düşmanları ile savaşmakta, yarattığı hayallerle görüşüp konuşmaktadır. Onun içindir ki, akıl hastası, hasta olduğuna inanmaz. Gel bizim yanımıza deseniz gelmez, gelmek istemez, bizim toplumumuza uyamamaktadır, bizim gelişme seviyemiz onun için düşmandır. İyileştirme gayretiniz, çocuğun elinden oyuncağının alınması gibi gelir ona.