Fatih İlhan

Fatih İlhan
@fatihilhann
”Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi ol.” Blog websitem: fortytwofficial.com
Elektrik Elektronik Mühendisi
Yüksek Lisans
Konya
2000
271 okur puanı
Eylül 2024 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Kendimizle Olan O Bitmek Bilmeyen Kavga
Puan vermedi·296 syf.··
2026 34. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 19:29
Bu kitap, son dönemde okuduğum eserler arasında beni en çok düşündüren işlerden biri oldu. Sayfaları çevirdikçe günlük hayatta üstünü örttüğüm, kendimle bile tam anlamıyla çözemediğim bazı noktaların net bir şekilde su yüzüne çıktığını gördüm. Karakterimde değiştirmek istediğim pürüzleri, eksiklerimi ve diğer insanlardan ayrılan farklılıklarımı sakin bir kafayla gözden geçirmemi sağladı. İçindeki tespitler o kadar yerindeydi ki, buradaki alıntı havuzumu dolduran çok fazla kıymetli satır buldum. Kitaba başlarken açıkçası çok büyük bir beklentim yoktu. Ancak yazarın bir filozof ile genç bir adam arasındaki diyaloglar üzerinden kurduğu o tartışma ortamı, beni ilk sayfalardan itibaren hikayenin içine çekti. Ağır ve sıkıcı bir psikoloji analizinden ziyade, insanın doğrudan kendisiyle yüzleşmesini sağlayan bir ayna gibiydi bu kitap. "Kusurlarımız ve eksikliklerimizi kabul edip onlarla savaşmayı bıraktığımızda, gerçek özgürlüğün kapısı aralanır." Ichiro Kishimi, bu çalışmasında bizi alışılmış Freud temelli yaklaşımların dışına çıkararak, Alfred Adler psikolojisinin o net duruşuyla tanıştırıyor. Freudçu ekol insanı tamamen geçmiş travmaların bir sonucu olarak görürken; Adler perspektifi, davranışlarımızı geçmişin gölgesiyle değil, bugünkü amaçlarımız ve yaptığımız seçimler üzerinden açıklıyor. Kitaptaki gencin filozofun düşüncelerine sürekli itiraz etmesi, metni teorik bir ders kitabı olmaktan çıkarıp günlük hayata çok rahat uyarlanabilen bir sohbete dönüştürmüş. Gencin o fevri çıkışlarını ve kırılganlıklarını gördükçe, aslında kendi içimdeki benzer sorulara cevap aradığımı fark ettim. Yazarın da üstünde durduğu gibi, modern insanın en büyük problemi, başkalarını memnun etmek adına kendisiyle sürekli bir savaş içinde olması. "Hayatta, insanın günün birinde eline aldığı
1000Kitap
Kendinle Savaşma SanatıIchiro Kishimi · Koridor Yayıncılık · 20192,528 okunma
Reklam
Bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir.
Puan vermedi·201 syf.··
2026 32. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 23:03
Sokrates’in herhangi bir eser kaleme almamış olması, aslında onun felsefesinin en tutarlı kanıtıdır. O, bilgiyi kâğıda hapsetmek yerine, yaşayan insan zihninde, karşılıklı bir diyalog süzgecinden geçirerek aramayı seçti. Platon’un kaleminden süzülüp bize ulaşan "Sokrates’in Savunması", sadece Atina mahkemelerinde geçen bir davanın kayıtları değil; insan olma onurunun, dogma karşısında verdiği o kadim ve sarsıcı mücadelenin destanıdır. Platon’un hocası için söylediği şu söz, eserin anahtarı niteliğindedir: "Sokrates, her şeyden kuşkulanmanın doğurduğu belirsizliği aşabilmek için, mutlak etik değerlere dayanarak gerçek bilgeliği aramanın gerektiğini savunur." Sokrates’in suçu, Atina’nın o dönemdeki "karanlık" huzurunu bozmak, gençlerin zihinlerinde şüphe tohumları ekmek ve "bildiğini sananların" cehaletini yüzlerine vurmaktı. Bugünün dünyasında bile "sorgulayan zihnin" neden hala bir tehdit olarak algılandığını, 2400 yıl öncesinden bizlere haykıran bir metin bu. "Bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir. Sokrates " Bu cümle, cehaletin en utanç verici formunun "bildiğini zannetmek" olduğunu gösteren bir bilgeliğin zirvesidir. Sokrates, ölümü bir kaçışla -firar ederek veya cezayı paraya çevirerek- erteleyebilecekken bunu reddeder. Çünkü o, ölümden değil; haksızlıktan, kendi ilkelerine ihanet etmekten ve ruhundaki o ahlaki tutarlılığı yitirmekten korkmaktadır. Onun için "kendini savunup ölmeyi, yalvarıp yakararak yaşamaya yeğ tutmak", mağlubiyet değil, felsefi bir zaferdir. Kitabın yapısını incelediğimizde; Euthyphron ile başlayan, savunmayla zirveye ulaşan, Kriton ile sadakati/hukuku sorgulatan ve Phaidon ile ruhun ölümsüzlüğüne odaklanan dört bölümlük bir "yaşam kılavuzu" ile karşılaşıyoruz. Özellikle Kriton bölümündeki o firar teklifi, Sokrates’in kendi
1000Kitap
Sokrates'in SavunmasıPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202564,7bin okunma
Doymayan bir açlık ve Schopenhauer
Puan vermedi·144 syf.··
2026 28. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 12:32
Arthur Schopenhauer, felsefe dünyasının en dobra, en keskin ve en "gerçekçi" kalemidir. Eğer hayatı toz pembe bir illüzyon olarak görenlerden, acıdan korkanlardan ya da "felsefe sadece boş bir kelime oyunu" diyenlerden biriyseniz; bu kitap sizin için fazla sarsıcı olabilir. Ancak, hayata dair o derin "boşluk" hissini sorgulayan herkes, Schopenhauer’ın bu eserinde kendi karanlığıyla yüzleşecek. Kitaba başlarken yazarın okurunu bir ön elemeden geçirmesi tesadüf değil: Hayatı ciddiye almayan, rahatına düşkün veya sadece vitrinlerdeki yaşamı gerçek sananlar için bu kitap, bir aynadan ziyade bir uyarı levhası. Zira yazar, okuru konfor alanından çekip felsefenin o buz gibi sularına atıyor. "Bulutun önünde ve arkasında her şey pırıl pırıldır, sadece kendisi her zaman gölge düşürür. Bundan dolayı içinde bulunulan an her zaman yetersizdir, ama gelecek belirsiz ve geçmiş geri dönülemezdir." Bu cümle, kitabın ana omurgası. Geleceği karanlık bir tünele, geçmişi ise geri dönüşü olmayan bir hatıraya benzeten Schopenhauer; bizi tam da şimdiye, yani "yetersiz olan ana" hapsediyor. İnsanın sürekli "bir sonraki" mutluluğu kovalarken, elindeki anın nasıl parmakları arasından kayıp gittiğini o kadar yalın anlatıyor ki, bir an durup "Ben neyin peşindeyim?" diye sormadan edemiyorsunuz. Kitabın en çarpıcı yanı, "mutluluk arayışının" kendisini bir tuzağa dönüştürmesi. Zenginlik, başarı, konfor... Bunların hepsinin bizi nihayetinde "can sıkıntısı" denen o sessiz çıkmaza sürüklediğini savunuyor. Schopenhauer'a göre varlığımızın özünde bir açlık var ve bu açlık asla doymuyor. Bu noktada yazar, bizi umutsuzluğa değil, bir denge arayışına çağırıyor: Acı ve can sıkıntısı arasında gidip gelen o dar çizgide, yaşamı nasıl sürdürülebilir kılarız? Bu kitap bir kurtuluş reçetesi değil, bir idrak
1000Kitap
Hayatın AnlamıArthur Schopenhauer · Say Yayınları · 20103,836 okunma
İletişimin Mimarları İçin: Soru Sorma Sanatında Ustalık
Puan vermedi·246 syf.··
2026 27. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 15:11
Sobel, iletişimi bir satranç oyununa benzetiyor; doğru soruyu sormak, rakibinizin (veya muhatabınızın) zihninde yeni bir hamle alanı yaratmak demektir. Kitap boyunca yazar, bizi "soru soran değil, soru yöneten" bir noktaya taşımayı hedefliyor. Bir satış görüşmesinden, yakın bir dostla yapılan akşam yemeğine kadar hayatın her anında, sorulan güçlü bir sorunun yarattığı o sessiz ama derin etkiyi, örnek olaylarla gözler önüne seriyor. Kitabın kalbi, "dinlemenin eylemsel hali" diyebileceğimiz soru sorma disiplininde atıyor. Çoğu insan, bir sonraki söyleyeceğini düşünmek için dinlerken; Sobel bize, karşımızdaki kişiyi merkeze alan ve onun gerçek ihtiyaçlarını ortaya çıkaran "odaklanmış merak"ı öğretiyor. "Şu an en önemli önceliğin nedir?", "Bu kararı alırken seni en çok ne zorladı?" gibi basit ama derinlikli soruların, karşı tarafın gardını nasıl düşürdüğünü ve güveni nasıl inşa ettiğini görmek, okur için tam bir aydınlanma anı. "Sorduğunuz soru, sizin hakkınızda, verdiğiniz cevaptan daha çok şey anlatır." Sobel’in yaklaşımı, Serkan Karaismailoğlu’nun Kadın Beyni Erkek Beyni kitabındaki o biyolojik iletişim farklılıklarıyla da örtüşüyor; çünkü doğru soru, beynin çözüm üretme mekanizmalarını tetikler. Yazar, soruları sadece iş dünyasında "ikna aracı" olarak görmüyor; aynı zamanda kendimize sormamız gereken o zorlu sorularla, kendi iç dünyamızı keşfetmemizi de sağlıyor. "Eğer bir yıl sonra bu işi bırakmış olsaydım, neleri farklı yapardım?" gibi kişisel sorular, profesyonel bir rehber olmanın ötesinde bir yaşam koçu vizyonu sunuyor. "Güçlü Sorular", profesyonel ilişkilerinde tıkanıklık yaşayanlar, satışta "fark yaratan" olmak isteyenler veya sadece ikili ilişkilerinde daha derin bağlar kurmayı arzulayanlar için yazılmış bir ustalık sınıfı. Kitabı bitirdiğinizde artık
1000Kitap
Güçlü SorularAndrew Sobel · Beyaz Yayınları · 2018230 okunma
Kendi Korkularımızla Yüzleşmek: Bir Kültürün Anatomisi
Puan vermedi·336 syf.··
2026 26. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 21:30
Doğan Cüceloğlu’nun "Korku Kültürü" eseri, sadece bir psikoloji kitabı değil; Türkiye’nin sosyolojik röntgenini çeken, her satırı "biz kimiz ve neden böyleyiz?" sorusuna yanıt arayan bir başyapıt. Cüceloğlu, akademik titizliğini bir kenara bırakmadan, dede şefkati ve bilge bir gözlemci edasıyla bizi kendi korkularımızla yüzleşmeye çağırıyor. Kitabı okurken kendinizi Doğan Cüceloğlu, oğlu Timur ve o meşhur yol arkadaşları Arif ile aynı arabanın içinde, uzun bir yolculuğa çıkmış gibi hissediyorsunuz. Onların sohbetlerine dahil olmak, zihninizdeki o cevapsız soruların birer birer dillendirildiğine şahitlik etmek eşsiz bir deneyim. Hatta hayalinizde o yolculuğu İzmir Efes’e çevirip; Sophia, Arete, Ennoia ve Episteme heykellerinin gölgesinde bu kavramları tartışmak... Bu, bir okur için kurgulanabilecek en entelektüel düşlerden biri. Cüceloğlu, kitapta bizi "mış gibi" yaşam tuzağıyla yüzleştiriyor. Sokakta yere çöp atıp evde atmamak, unvanlara duyulan abartılı saygının insan değerinin önüne geçmesi gibi meseleler, aslında toplumsal yapımızın yapı taşlarını oluşturuyor. Yazar, "Atatürk gibi bir liderin kurduğu bu ülke, nasıl oldu da bu noktaya geldi?" sorusunun yanıtını, korkunun ve dogmaların nasıl birer prangaya dönüştüğünü göstererek oldukça etkili bir şekilde veriyor. "Korku kültürünün egemen olduğu bir ortamda, ne kadar zeki veya bilgili olursanız olun; yaratıcılığınız, korkunun gölgesinde solar." Kitabın kalbi, korkunun değil; ahlaktan önce etik değerlerin hakim olduğu, insanın sadece "insan" olduğu için saygı gördüğü bir toplum özleminde atıyor. Cüceloğlu, bizi sadece anlamaya değil, sorgulama cesareti göstermeye ve en önemlisi eyleme geçmeye davet ediyor. Bu kitap, toplumsal bir uyanışın reçetesi niteliğinde. Eğer siz de kendinizi sık sık "Neden böyle
1000Kitap
Korku KültürüDoğan Cüceloğlu · Remzi Kitabevi · 20171,595 okunma
Reklam