Mesela bir kişi "İllâ kısa zamanda arabam olsun" diye çırpındıkça araba sahibi oluyor ama o süreçte kendini de hasta ediyor. Bunun yerine kendine gerçekçi bir hedef koysa biraz yavaş olur belki ama ruh sağlığı bozulmadan hedefine ulaşmış olur. İnsanın sahip olduğu şeylerle, sahip olmadığı şeyler arasındaki dengeyi iyi kurması gerekir. 90 yaşındaki çok mutlu bir kadına soruyorlar; "Bu kadar hastalığın varken nasıl oluyor da mutlu olabiliyorsun?" diye. Kadın "Ben çalışan organlarımı düşünüyorum, çalışmayanları değil" diye cevap veriyor. Mutlu olamayan hasta kişiler ise "Omzum ağrıyor, bacağım ağrıyor" diyerek vücutlarının problemli kısımlarını kafaya takıyor ve daha çabuk yıkılıyorlar. Yani insan hastalığı varsa onu kabullenip "Düzelmesi için ne yapabilirim?" diye kafa yormalıdır. Sorun odaklı değil, çözüm odaklı düşünmek gerekir.
Psikoterapilerde kullanılan bir kurbağa metaforu vardır; süt kazanına iki kurbağa düşüyor. Birisi sürekli çırpınıyor ama sonunda "Ben kurtulamam" diye çırpınmaktan vazgeçiyor ve ölüyor. Diğeri, çırpınmaktan vazgeçmiyor, devam ediyor çırpınmaya ve neticede süt kazanında yağ tabakası oluşuyor. O yağ tabakasının üzerinden atlayıp kurtuluyor. İnsan, Allah'ın rahmetinden ümidi kesmezse hiç tahmin edemediği fırsatları yakalayabilir. Böyle bir gizli psikoloji yasası var. Bu hikâyede işi tembelliğe vurmadıktan sonra önümüze yeni kapıların açılabileceği söyleniyor. Ümit ve gayret mesajı veriliyor. Bu sebeple, kendimizi herhangi bir sebeple kötü hissettiğimiz zaman şikâyet yerine zayıf ihtimaller için çabalamamız lazım.
Dua edebiliyor olmak bile aslında bir bakıma gemiye girmiş olmak demektir; kaptan köşküne henüz ulaşamamış olsak da en azından limanda kalmadık. Kaptan köşküne ulaşmak istiyorsak da onun zaman ve şartlarına uymalıyız. Gemiye giremediysek işte o zaman asıl kaybedenlerden oluruz. Bu nedenle, insanın dua edebilmesi bir bakıma Rabbinin sahil-i selamete götüren gemisinin bir ferdi olduğunun göstergesidir. Bir kulluğun, bir aidiyetin göstergesidir. O nedenle dua edebiliyor olmak da bizim sahiplenildiğimizi kabul edildiğimizi gösterir.
Dua kapı çalmaktır. Kapının ne zaman açılacağının kararını ev sahibine bırakmalıyız. Biz sadece talep ederiz. Unutmayalım ki, hakkıyla istemenin bir şartı da talebe cevap verecek konumda olanın karşısında hadsizlik yapmamaktır.