Mükemmeliyetçi olanlar, insanın doğal smırlarını tanımazlar; ne kendilerinde ne de başkalarında hiçbir kusura tahammülleri yoktur. Ana-babaları bu insanları onların başarısı oranında sevmiş ve takdir etmiş oldukları için, yaptıklarını en mükemmel şekilde yapmak ve herkesten daha başarılı olmak için çırpınırlar. Hiçbir zaman tatmin olmazlar; her şeyde mutlaka bir kusur bulurlar. Başkalarının başarılarıyla kendilerini kıyaslayarak sürekli yarışma içindedirler. Yaptıkları işin sürecinden zevk alma diye bir beklentileri yoktur; tamamıyla sonuca bakarlar.
Çocuk doğuştan getirdiği bu doğal gereksinmelerinin karşılanmayışını, "benim anam babam, henüz daha olgun ana-baba düzeyine gelmemişler, ne yaptıklarının farkında bile değiller," biçiminde yorumlayamaz. O küçücük haliyle kendisinin ne kadar aciz olduğunu, ana-babasınm ne kadar büyük ve kudretli olduğunu bilir ve, "besbelli ki bende bir bozukluk var; ben sevilmeye, kucaklanmaya layık olmayan, değersiz bir yaratığım; ana-babamın hata yapması mümkün değil; bütün kabahat, özür bende," diye düşünür.
Ana-babası okuma yazma bilmeyen çocuğun alfabeyi yeni sökmesiyle, daha okula gelmeden önce okuyup yazmaya başlamış olan çocuklar, aynı sınıfta aynı davranış ölçütleri ölçülerek not alırlar. Halbuki ana-babası okuma bilmeyen çocuk belki de daha çok gayret göstererek ve daha şevkle ancak o duruma gelebilmiştir; ama, onun gösterdiği gayreti okul sistemi dikkate almaz; yalnız sonuca dikkat eder.