Fatimə

Çocuk yedi sekiz yaşına kadar ben-merkezli (egocentric) bir algılama ve düşünme mekanizmasına sahiptir; çevresinde olup biten her şeyin kendisi için olduğunu ya da kendisinin bu olaylara neden olduğunu düşünür. Değişik nedenlerden ana ya da babasın­dan ayrılan çocuk kendini terk edilmiş hisseder, daha da kötüsü, iyi bir çocuk olsaydı ana ya da babasının gitmeyeceğini, gittiklerine gö­re demek ki kendinin temelde kötü bir yaratık olduğuna inanır.
Sayfa 101
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Utanca boğularak yetiştirilen erkek kendi gibi utanç zeminli bir ka­dınla evlenir; bu evlilik ana-babanın utançlarını çocuklarına aktardı­ğı sağlıksız bir aile ortamı yaratır. Çocuklar bu aile ortamının sağlık­sız olduğunu hiçbir zaman anlayamazlar; çünkü karşılaştıracakları bir başka sosyal deneyimleri yoktur. Özdeşimlerini bu aile içinde yaptıklarından, büyüyünce ancak bu tür ilişkiler içinde kendilerini anlamlı bulacaklardır. Bu nedenle ana ve babaları gibi, yine utanç or­tamında yetişmiş bir başkasını bularak evlenirler ve bildikleri yaşam biçimini kendi evliliklerinde de sürdürürler.
Sayfa 100
Kendi iç gerçeğiyle temasını kesmek için kişi neler yapar? Tutkunluk, düşkünlük dediğimiz türden davranışsal ve duygusal ba­ğımlılıklar geliştirir. Örneğin, kendini alkole verir; alkolün uyuşturu­cu etkisi kendi gerçeğiyle temasını önler. Bazıları kendini işe verir ve geceli gündüzlü çalışarak kendini dinlemeye ve anlamaya zaman ayırmaz. Diğerleri sigara, esrar ya da cinselliğe aşırı düşkünlük geliş­tirirken, başkaları kendilerini yobazca dine kaptırır. Böylece, içlerin­deki acı veren boşluğu, anlamsızlığı, yalnızlığı görme fırsatını kendi­lerine vermezler; hem kendileriyle hem de dış gerçekle ilişkileri adım adım kaybolur, ortadan kalkar.
Sayfa 91
Kişinin kendi duygu ve düşünceleri, otoritenin onayını aldığı sü­rece değerlidir; otoritenin beğenmediği algılama, duygu ve düşünce­ler değersizdir. Bu tür aile ortamında çocuk, kendi düşünce ve duy­gularına güvenmemeyi öğrenir; en büyük meziyetin, otorite olan ki­şiyi memnun etme, onun beklentileri yönünde algılama, düşünme ve duygularını değiştirme olduğunu anlar.
Sayfa 83