Fatma Özdemir

Hayat dediğin başka nedir zaten? Ben şuna inanıyorum ki, üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için ne mazideki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hülyalarına kulak asmayarak bugünümüze hapsolup yaşamalıyız... 📕İçimizdeki Şeytan ✍🏻Sabahattin Ali 🔎 Sayfa 73
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bu günlerde öfkeliyim en çok da kendime neyi yanlış yaptığımı biliyorum ama düzeltmeye nereden başlamam gerektiği konusunda bir fikrim yok. Hayata en büyük yanlışı,haksızlığı kendime yaptım ben kimseye karşı hissettmediğim mahcubiyeti kendime hissediyorum aynanın karşısına geçip özür dileyecek yüzü bile bulamıyorum kendimde ben ne yaptım diyip duruyorum uykularım bölünüyor günlerim leş gibi geçiyor ama kendimi iyileştirecek gücü de bulamıyorum.Ama başaracağım kendime inanıyorum kendime yeni bir şans veriyorum başlıyorum ben kendimi affediyorum ve yeniden doğmaya hazırım o yüzden eski beni öldürülüyorum bu ölüm beni cennete mi cehenneme mi sürükler bilmiyorum ama ben galiba hazırım başlıyorum …
Herkesin akıllı olmasını beklemenin çok uzun süreceğini anladım. Bir de bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini... İnsanların değişmeyeceğini, onları değiştirebilecek kimsenin bulunmadığını ve bunun için çaba göstermeye değmeyeceğini... 📕Suç ve Ceza ✍🏼Fyodor Mihayloviç Dostoyeveski 🔎Sayfa 521
Türkiye’de kendi dilini kullanmama özrü var Instagrama sabah hikaye koyuyorlar Good Morning yazmış neyse geçiyorum bir İngiltere’deki arkadaşın hikayesine o da Good Morning yazmış kendi dili Alman arkadaşa geçiyorum Guten Morgen yazmış kendi dili ama bizim insanlar Günaydın yazmıyor şimdi bazen bunu istemeden ben de yapıyorum ama bu kendi dilimizi kirletiyor bu son zamanda baya da bir popülerlik kazandı şimdi bazı sosyal medya ünlüleri yayın açıyor video paylaşıyor selamlamaya merhaba demek yerine hello diyor sonra sokakta iki arkadaş buluşuyor o da hello diyor derken bu artık dilimizde normalleşiyor bunu farketmiyoruz Arapça iş yeri isimleri arttı diyoruz bundan rahatsızlık duyuyoruz ki haklıyız geliyorsa ülkeme dilime saygı duymalı ama biz de konuşurken dilimizi kirletiyoruz o yüzden ben artık buna dikkat edeceğim ve dikkat edilmesi gerektiğini de düşünüyorum…
Seksen yaşındaki bir adamın eşine yazdığı mektup
Seksen yaşındayım ve geçen yıl, yetmiş sekiz yaşında ölen eşim, son nefesini vermeye yakın, “var mı bir isteğin?” diye sorduğumda, kedilerden nefret eden bana dedi ki, “lütfen kedimize iyi bak…” Evimizdeki kedinin, eşimin değil, ikimizin de kedisi olduğunu, evladımız olduğunu daha yeni anlayabildim. Meğer bir kedide eşimin kokusunu, sevgisini, şefkatini duyumsayabiliyormuşum ben… Bugün sekseninci doğum günüm ve eşime bir mektup yazdım. Bir özür, bir vefa, bir veda mektubu belki de. Eşim herkesi can bildiği için, yüreği herkese açık olduğu için, bu mektubu sizinle paylaşmamı isterdi diye düşünüyorum. Canım, Elli iki yıllık evliliğimizde beni hep çok sevdin, bana sabırlı ve incelikli davrandın. Sana çok teşekkür ediyorum bir tanem. Düğünümüzü anımsıyorum. Davetliler arasında olmayan Çingene çocuklar, sahneye çıkıp bizimle bir dans ettiklerinde çok kızmıştım ve sen bana demiştin ki, “ah, ne güzel bir düğün bu; çocuklar ne güzel dans ediyorlar…” İkimiz de Alevi değiliz ve sen birçok Aleviyle komşuluk ettin, dostluk kurdun. Seni çok incittim böyle yaptığın için. Geçen hafta ilk kez bir Alevi deyişi ezberledim. Ne kadar yaşarım daha bilmiyorum ama sana söz veriyorum, neyim varsa Alevi canlarla da paylaşacağım; aşımı, suyumu, yüreğimi… “Bana bisiklet alır mısın?” demiştin otuzuncu doğum gününde. “El alem ne der, hem ayıp bu yaşında bisiklete binmen!” diye bağırmıştım. Ağlamıştın ve ben gözyaşlarını görmezden gelmiştim. İki ay önce, ilk kez bisiklete bindim ve kapımızın önünde bir bisiklet var şimdi… Çocuğumuz olmadı ve kontrollerde bununla ilgili sağlık sorununun benden kaynaklandığı anlaşıldı. Beni bir kez olsun incitmedin ve dedin ki, “yetiştirme yurdundan bir çocuğumuz olsun, o çocuk ikimizin de can’ı olsun…” Seninle günlerce konuşmamıştım… Cumartesi Anneleri’yle