Nihayetinde bütün aynaların iki yüzü vardı. Sırın arkası ve bir de önü. Sır soyulduça eşitleniyordu camın iki yönü. O vakit ayna, ayna olmaktan çıkıyordu ama saklamanın ağırlığından kurtulup hafifliyordu da. Bir ayna aslında ne ister? Bakana kendini göstermek mi, bizzat görünmek mi yoksa?
Bizimle kimse ilgilenmez. Çünkü dünya denen çukura düşmüş herkes, her zaman sadece kendisiyle alakadardır. Söylenmiş ya da kursakta düğümlenmiş kelimeler, bu hakikati değiştiremez. Öyleyse onlara neden bel bağlayayım?