Erkeklerin, kadınları bedenlerini satmaya zorladıklarını, en az para ödenen bedenin de eşlerinin bedeni olduğunu biliyordum. Bütün kadınlar, öyle ya da böyle, fahişeydiler.
Artık onurun korumak için büyük paralaeın gerektiğini, ama büyük paraların onuru yitirilmeden kazanılamayacağını öğrenmiştim. Dönenip duran bu cehennemi kısırdöngü, beni de kendisiyle birlikte sürüklüyordu.
Ve belki günün birinde o acıyla yüzleşebileceğiniz anı beklediniz. Muhtemelen aklınızdan şu geçiyordu: "Zaten günü atlatmakta zorlanırken şu an yaralarımla ilgilenecek halim yok, hem bir daha canımın yanmayacağı ne malum?" Ve o tehlikeyle yüzleşmek yerine, hissetmeyi sevdiğiniz duyguları bile bir kenara koydunuz. Onları öyle derinlere sakladınız ki artık o duygulan bizzat oraya koyduğunuzun farkında bile değilsiniz.
Yani şunu fark ettim: "Kendimi hiç olduğum gibi, tam anlamıyla kabul etmemişim. Geçmişimi de kucaklamak yerine ondan kurtulmak istemişim. Bu yüzden onu bastırmışım ve şimdi geçmişteki ben ile şimdiki ben ne tam olarak bağ kurabiliyor ne de birbirinden kopabiliyor; arada bir yerde, boşlukta kalmış gibiler."