Fatma GÖKÇE

Ey kalpleri evirip çeviren Allah'ım! Kalbimi dinin üzerinde sabit kıl.
Reklam
ZÜMRÜDÜANKA Serin bir rüyanın hatırınadır çektiğim dünya ağrısı. Bir hayalden geldim ben, bir hayal verdim sana, mavi-yeşil bir hatıra: işte dünya ruhum! ovada sert es, yamaçta sus, ırmakta ağla. İşte dünya kapısı, işte dünya kederi ister dağının gölgesinde dur, ister incirin neşesine vur ağrı kendini ve tamamla.
Kur'ân-ı Hakîm, madem şehr-i Ramazan'da (Ramazan ayında) nüzul etmiş (indirilmiş) . O Kur'ân'ın zaman-ı nüzulunu (inme zamanını) istihzar ile (göstermekle) , o semâvî hitabı hüsn-ü istikbal etmek (güzel karşılamak) için Ramazan-ı Şerifte nefsin hâcât-ı süfliyesinden (aşağılık ve bayağı ihtiyaçlarından) ve mâlâyâniyat (faydasız, insanı ilgilendirmeyen boş ) hâlâttan (hallerden) tecerrüt (soyutlanma) ve ekl ve şürbün (yeme ve içmenin) terkiyle melekiyet vaziyetine benzemek ve bir surette o Kur'ân'ı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve ondaki hitâbât-ı İlâhiyeyi (ilahi hitabı) güya geldiği ân-ı nüzulünde (inme ânında) dinlemek ve o hitabı Resul-i Ekremden (a.s.m.) işitiyor gibi dinlemek, belki Hazret-i Cebrail'den, belki Mütekellim-i Ezelîden (Allah’tan) dinliyor gibi bir kudsî hâlete (mukaddes bir hale) mazhar olur. Ve kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur'ân'ın hikmet-i nüzulünü (iniş gayesini, hikmetini) bir derece göstermektir. Evet, Ramazan-ı Şerifte güya âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor. Öyle bir mescid ki, milyonlarla hâfızlar, o mescid-i ekberin (büyük mescidin) köşelerinde o Kur'ân'ı, o hitab-ı semâvîyi arzlılara işittiriyorlar. Her Ramazan, شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِۤى اُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْاٰنُ âyetini, nuranî, parlak bir tarzda gösteriyor; Ramazan “KURAN AYI” olduğunu ispat ediyor. O cemaat-i uzmânın sair efradları (fertleri) , bazıları huşû ile o hâfızları dinlerler. Diğerleri kendi kendine okurlar. Şöyle bir vaziyetteki bir mescid-i mukaddeste, nefs-i süflînin hevesâtına(bayağı isteklerine) tâbi olup, yemek içmekle o vaziyet-i nuranîden çıkmak ne kadar çirkinse ve o mesciddeki cemaatin mânevî nefretine ne kadar hedef ise, öyle de, Ramazan-ı Şerifte ehl-i sıyâma(oruç tutanlara) muhalefet edenler de (zıt ve aykırı
Kendini bilen haddini bilir. Haddini bilen Rabbini bilir.
Onların serveti ancak bu kısacık dünya hayatında geçerlidir. Hâlbuki ahiret hayatı ebedîdir. Dünyanın elli-yüz yıllık saltanatı ve serveti ebedî hayatın yanında hiç hükmündedir. Anadolu'daki tabirle "Yahudiler varlık içinde yokluk çekiyorlar." Yoksa sefalet ve süfli olmaları, fakir olmaları mânasına gelmiyor. Varlıklı olmalarına rağmen, rahat-ı kalb ile istifade edemiyorlar, demektir. Bugün İsrail belki askerî ve siyasî olarak güçlü olabilir, ama güvenlik noktasından sürekli bir endişe içindedir; bu da bir cihetle süfliyettir. Evet, servet içinde iken büyük bir endişe ve korku içinde yaşamak bir cihetle zillettir.

Fatma GÖKÇE

@fatmagokce
·
Yahûdi milleti hubb-ı hayat (hayat sevgisi) ve dünyaperestlikte ifrat ettikleri için her asırda zillet ve meskenet (aşağılanma) tokadını yemeğe müstehak olmuşlar. Fakat bu Filistin mes'elesinde hubb-ı hayat ve dünyaperestlik hissi değil, belki Enbiyâ-i Benî İsrailiyenin (Benî İsrail peygamberlerinin) mezaristanı olan Filistin, o eski peygamberlerin kendi milliyetlerinden bulunmaları cihetiyle bir cihette bir ehemmiyeti hiss-i milli ve dînî olmasından çabuk tokat yemiyorlar. Yoksa koca Arabistan'da az bir zümre hiç dayanamacaktı, çabuk meskenete gireceklerdi.