"Yaşlı bir dede her gün mahallede bir çocuğun yalınayak top oynadığını görür. Bir gün yeni bir ayakkabı alıp çocuğa hediye ederek şöyle der:
" 'Bunlar senindir yavrum bunları giyebilirsin.'
"Çocuk gözlerine inanamaz ve gizleyemediği bir sevinçle ak sakallı dedeye sorar :
"Sen Allah mısın?'
"Yaşlı adamın eli ayağı titrer, mahçup bir şekilde, 'Haşa oğlum hiç olur mu öyle şey' der.
" Çocuk cevap verir:
" 'Öyleyse Allah dostusun, çünkü ben dün gece ayakkabımın olmadığını yalnızca O'na söylemiş sadece Ondan dilemiştim. '
Sonra şunlar döküldü dilimden:
"Sen benim anlatamadıklarımı ona anlat Yarabbi. Yarattığının kalbini senden iyi kim bilebilir ve onun yarasına en isabetli merhemi senden başka kim sürebilir? Yine haddi aşıp kendime yok yere çile çektirdimse affet beni. Yere göre göğe sığdıramadığım gönlümü teskin et. Yolum çok uzun menzile varamasam da yolundan geri koyma beni..."
Seher insanı olmak için kendinize olumsuz kelimeler kesinlikle kullanmayın . Yasaklıyorum. Kelimeler tılsımdır, güçtür, savaştır, barıştır, ümittir , ümitsizliktir, huzurdur, berekettir, aynı zamanda da beladır. Ağzınızdan çıkan sözlere dikkat edin. Kötü sözlerin kalbinizde yeri yoktur. Almayın , almışsanız kapı dışarıya edin. Kendiniz hakkında söylediğiniz her kötü şey sizi eylemsizliğe , her iyi şeyse eyleme itiyor. Ben erken kalkamam, ben iradesizim , ben öğrenemem gibi her cümlenin altında kaçış var. İtiyoruz, öteliyoruz, uzaklaştırıyoruz. Her ne kötülük yapıyorsak kendimize, yine biz kendimiz yapıyoruz.
III. Murat Han bir gün telaşlı bir şekilde uyanır. Yüzünde düşünceli bir hava vardır. Vezîr-i Âzam Siyavuş Paşa, padişahın bu halini görünce dayanamayıp sorar:
- Hayırdır efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?
- Akşam garip bir rüya gördüm.
- Hayırdır inşallah.
- Hayır mı, şer mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani sultanım?
- Hazırlan dışarı çıkıyoruz.
Molla kılığına girerek, tebdil-i kıyafet yola çıkarlar. Padişah gördüğü rüyanın hala tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilmektedir. Öncelikle Beyazıt’a çıkarlar, ardından yürüye yürüye Unkapanı civarlarına gelirler. Burada soluklanırken etraflarına dikkatlice bakarlar. İşte tam bu sırada gözlerine yerde yatan bir ceset çarpar. Kimsenin ilgilenmediği, öylece yolun ortasında boylu boyuna uzanan bir ceset. Bu ceset, III. Murat Han’ın dikkatini çeker ve orada bulduğu ilk kişiye sorar:
- Selamun aleykum, böyle boylu boyunca yerde yatan bu adam da kimdir?
- Ve aleykum selam, aman hocam hiç bulaşma. Ayyaşın biri işte.
- Nereden biliyorsunuz?
- Müsaade et de bilelim hocam. Kendisi kırk yıllık komşumuz olur. Her akşam elinde poşet poşet içki ile evine gider.
Padişah şaşkın bir vaziyette adamın anlattıklarını dinler. Adamın anlattıkları bittikten sonra yanlarına gelen diğer bir adam konuşmaya başlar:
-Aslında iyi sanatkârdır hocam. Azaplar Çarşısı’nda çalışır ama kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Nerede namlı mimli kötü anılan kadın varsa takar peşine eve götürür. Yahu utanmaz adamın iki tane de çocuğu var.
Padişah iyice şaşırır. Bütün bu şaşkınlığını, öfke ile bağırarak konuşan ve bütün dikkati üzerine çeken üçüncü bir adam bozar. Adam öfke ile şöyle der:
- Bırakın şu arlanmaz adamı. İsterseniz komşulara sorun. Sorun bakalım, onu bir kere cemaatte, camide namaz kılarken gören olmuş mu? Ben bu mahalledeki caminin