Gerçekte tek çare buranın ve kendinin gerçeğine uyanmak ve bilinçli olarak kendini yaşamaya başlayabilmektir. Neşe huzur ve varoluş sevinci ancak o zaman deneyimlenir.
Çare diye ilişkilere, maddelere, işe , yemeye, alışverişe, paraya, estetiklere, kısaca yapışılacak, iyi hissetmek adına ne varsa yapışmak. Çünkü bilinçsiz insan için, dünyada bir kurban olan kendisi dışındaki her şey iki guruba ayrılır: Kurban edenler ve çare olabilecekler. Oysa bu dünyada ne seni kurban eden ne de çare olabilecek bir şey yoktur KENDİNDEN başka. Kurban olan yoktur kurban edende seçim vardır ama bilinçli ama bilinçsiz….
İnsan bilinçte yukarı çıkamadığı ve zihniyle özdeşleşme ıstırabına dayanamadığı için daha da bilinçsizleşmeyi seçiyor, daha çok uyumayı ve bunun için herhangi bir yolla kendini uyuşturmayı. Ama maalesef , bu her seferinde her şeyi daha da acı yapıyor.
Nefes alabildikçe kandaki oksijen miktarı artacak, bağışıklık sistemin güçlenecek, enerjin kat ve kat yükselecek hücre hafızandan geçmişin yükünün temizlenmesi zihin çalışmalarına destek olacak nefesin özgürleşmesi sürecinde bilinçaltı da temizlikten nasibini alıyor. Hem yaşama kökleneceksin hemde yaşamla bağlantın güçlendiğinden farkındalığın artacak. Tıpkı bir ağaç gibi insanın gerçek gelişimi de böyledir önce sağlam bir şekilde kökleneceğiz ki dallarımızı yukarıya en
yukarıya çıkarabilelim.
Bir zamanlar Batı da “en nihayet hiçbir şey bilmediğini itiraf eden” kilise hocalarına professeur (=bilmediğini itiraf eden ) ünvanı verilirdi; itiraf ettirene ise confesseur . Şimdiyse bu ünvan, dünyadan haberleri bile olmadığı halde herşeyi(!) bildiklerini vehm ve iddia edenlere veriliyor ; yani hayret yetisini kaybedenlere.