Canlı, hareketli bir ruh bazen hayatın sınırlarını aşar, tatmin edilemez olur; bu yüzden umutsuzluğa düşer, bir an için hayata küser; bu hal hayatın sırlarını arayan ruhun sıkıntısıdır... -Ştolts
İyi yüreklisin, zekisin, duygulusun, soylusun ama genede eriyip gidiyorsun seni için için yiyen nedir? Bu hastalığın bir adı yok mu ? Dedi Olga gözyaşlarını silerek.
Oblomov;
-Var, dedi.
-Oblomovluk, diye mırıldandı..
Hep yeni bir hayat düzeni arıyordu. Öyle bir hayat ki, kaygısız, sessiz, ağır ağır geçecek; sakin bir tabiat içinde hareketli fakat ancak hayatının küçük olaylarıyla dolu, rahat bir ev hayatı. Oblomov, Ştolts gibi hayatı gürültülü dalgalarla akan bir ırmak olarak düşünmek istemiyordu.
Oblomov’un geçmişine ait pişmanlıklar ve üzüntüler yüreğini doldurmuştu. Hayatta cesaretle yürümüş olsaydı şimdi nasıl bir adam olacağını ne kadar canlı, ne kadar değişik yıllar geçireceğini düşündü ve şimdiki haline baktı.