Onu aklımdan çıkaramıyordum. Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.
Sanki hiçbir şeyi çok sevmemeyi öğrenmiştim çünkü bir şeyi çok seversem benden alınabilirdi. Bu sadece bir kayıp ve terk edilme hissi değildi; belli bir kişi olmazsa hayatta kalamayacağım korkusuydu.