Çok istemek kadere karşı gizli bir başkaldırıdır. Kaderin çoğu zaman insandan beklediği tutku ve arzu değil, sabır ve teslimiyettir. Yüksek arzular, yüksek sınanmalar anlamına gelir. Büyük ve derin tutkuların ödenmesi gereken ağır bedelleri vardır.
Aslına bakılırsa kıyamet meleği epey gecikmişti, çünkü insan kendi cehennemini çoktan yaratmıştı. Hatta ahali kendi başına kalsa, yıkım, çürüme ve ceza çok daha çetin olacaktı. Yüreği hassas, kalbi incelikli insanlar, her an bir azabın içindeydiler. Her lodosta şehri baştan başa saran ağır bir kokuya kimsenin aldırış etmemesinin tek bir sebebi vardı: Çürük kokusu insanlardan geliyordu.
“Ama sonunda kaybeden siz olmuşsunuz.”
“Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?”
“Ama kucağında bir kucak korla kalan siz olmuşsunuz.”
“İyi ya, boş değildi kucağım.”
“Ama yandınız, kül oldunuz.”
“Ama vardım, kül bunun kanıtı.”
“Sürekli taşıyacağınızı hissettiğiniz bir yükünüz oldu mu hiç? Elinizden hiç bırakamayacağınız,sırtınızdan hiç indiremeyeceğiniz” dedim bir soru olmadığını bilerek, cevap beklemediğimi anladıklarından emin olarak.