Hayatın mutluluklarının nasıl anlaşılamaz ve hissedilemez, nasıl idaresi mümkün olmayan, değersiz şey-lere bağlı olduğunu, karşıdan değerlendirilmesi pek kolay görünen fakat onların elinde nasıl oyuncak olarak kalınan şeylerle bozulduğunu görerek büyük bir üzüntüyle şaşırıyordu.
Bir idaresizlikten bak ne oldu?" diye şimdiye kadar böyle olunca, vakit geçtikçe bunun nasıl dehşetli bir hal alacağını dü-şünerek öfkeleniyordu. "Ama bu yalnızca bir ihanet, en büyük alçaklık..." demek istiyordu
Her bir şeyi unutup yalnızca nefsine yenildiği zamanlarda bile, artık her türlü kuruntudan uzak heyecanlarla mutlu olması gerekirken içinin sıkıldığını, yine bir rahatsızlığın kalıcı olduğunu, küçük bir kederin ilkin belirsiz fakat yavaş yavaş inatçı ve bezdirici bir ısrarla yerleştiğini görüyordu. Bu, eskiden yalnızca onu dü-şünmekle, sevdiğini düşünmekle mutlu olurken şimdi o mut-luluğun da ne kadar öksüz ve değersiz oluşunu düşünmekten geliyordu. Onun da bu fikirlere eşlik etmesi mutluluğunu uzak, imkânsız bir mutluluk gibi gördükçe "Ah bu mümkün olsay-dr... Hayatım pahasına olsun fakat mümkün olsaydı..." diye söyleniyordu.
Onun sesini öyle bir dinleyişi, onun yürüyüşünü öyle bir hissedişi, onun gözlerinin önünde öyle bir yanışı vardı ki bazen şevk ve özlemden, bazen keder ve tutkudan haykırmak arzularını güçlükle yeniyordu.