Fatma Zehra Arı

Fatma Zehra Arı
@fatmazehraari
@kafeinlibirokur
Özel Güvenlik Görevlisi
Önlisans
Adana
Adana, 26 Ekim 1988
71 okur puanı
Mart 2026 tarihinde katıldı
Puan vermedi·96 syf.··
2026 44. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 16:22
Yüzen Fazlalıklar, ilk sayfalarda beni biraz zorlayan bir kitap oldu. Başlıklarla ayrılmış olması nedeniyle başlangıçta birbirinden bağımsız öyküler okuyormuşum hissi yarattı. Ancak ilerledikçe aslında bir ana hikâyenin izlerini taşımaya başladığını fark ettim ve kitap benim için daha akıcı hâle geldi. Kitabın genelinde sessiz ama akıp giden bir anlatım vardı. Büyük olaylardan çok karakterlerin iç dünyalarına, eksik kalmış duygulara ve yer yer kavuşulamayan bir aşkın izlerine odaklanıyordu. Bu yönünü sevdim. Yine de kitapla ilgili en büyük eleştirim, ana hikâyenin arasına giren bazı bağımsız öyküler oldu. Özellikle farklı coğrafyalara ve bambaşka karakterlere uzanan bu bölümler, benim için ana anlatının ritmini bozdu. Ana hikâyeye bağlanmışken bir anda kendimi Japonya'da geçen başka bir öykünün içinde bulmak kopukluk hissi yarattı. Bu nedenle, o bağımsız öyküler yerine ana hikâyenin daha da derinleşmesini tercih ederdim. Sonuç olarak, beni "vay be" diyecek kadar etkileyen bir kitap olmadı. Ancak ana hikâyesi, sessiz atmosferi ve satır aralarına saklanan duygularıyla kendini okutan bir yanı vardı. İlk başta bocalasam da sonrasında ritmini bulduğum, iyi ki okudum diyebileceğim ama uzun süre aklımda kalacağını düşünmediğim bir kitaptı.
1000Kitap
Yüzen FazlalıklarFadime Uslu · Can Yayınları · 201655 okunma
Reklam
Puan vermedi·164 syf.··
2026 43. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 11:58
Sırça Köşk, içerisinde hem öyküler hem de masallar barındıran, her birinde farklı duygular uyandıran bir kitaptı. Bazı hikâyelerde toplumun kanayan yaralarına, yoksulluğa, insanların çaresizlik içinde verdikleri zor kararlara ve hatta tarihi değerlerin nasıl yok olup gittiğine tanıklık ettim. Bir köyün sessizce yok oluşunu, insanların yaşarken nasıl "yaşayan ölüler" hâline gelebildiğini okumak insanın içini burkuyor. Ama kitap sadece hüzünden ibaret değil. İçerisinde yüzümde tebessüm bırakan, sıcacık hissettiren öyküler de vardı. "Beyaz Bir Gemi" gibi hikâyeler bu anlamda bana nefes aldırdı. Ve elbette Sırça Köşk... İnsanları yönlendirmenin, korkutarak susturmanın ne kadar kolay olabileceğini görmek üzücüydü. Ancak tek bir kişinin itirazının, başkaldırısının başkalarının da gözünü açabilmesi ve insanların birleşerek bazı şeyleri fark etmesi umut vericiydi. Sabahattin Ali yine yaptı yapacağını. Birkaç sayfalık öykülerle insanı düşündürdü, üzdü, öfkelendirdi ama aynı zamanda iyi de geldi. Onun kalemi bana hep tanıdık gelir; ne zaman okusam kendimi hikâyelerin içinde bulurum. Kısacası Sırça Köşk, tıpkı hayat gibi; içinde hüzün de var, umut da, öfke de, gülümseten anlar da. Ve belki de bu yüzden bu kadar güzel.
1000Kitap
Sırça KöşkSabahattin Ali · Doğan Yayınları · 201969,7bin okunma
Yollarımız erken ayrıldı :(
Bir kitabı yarım bırakmak benim için pek alışıldık bir durum değil. Hatta başladığım kitapları, sevmesem bile bitirmeye çalışan bir okurum. Ama İnsanların Dünyası ile 63. sayfada yollarımızı ayırdık. Ve ilk kez yarım bıraktığım kitap oldu.. Yıllardır elimde duran bir seriydi. Artık okuyup yavaştan bitsin istedim ama olmadı. Saint-Exupéry'nin ne anlatmak istediğini anladım. Posta uçakları, pilotların yaşadıkları, dönemin zorlu haberleşme koşulları ve insanın sorumluluk karşısındaki hâli... Hatta yazarın kendi deneyimlerinden ve arkadaşlarının hikâyelerinden izler taşıyan bir anlatı olduğunu da fark ettim. Fakat ne yazık ki tek bir sayfa daha okuma isteği uyandırmadı. Merak etmedim, heyecanlanmadım. Sayfaları çevirmek benim için bir keyiften çok göreve dönüştü. Belki yanlış zamandı, belki de doğru okur değildim. Ama bazı kitaplar bitirilmek için değil, bize neyi sevmediğimizi göstermek için karşımıza çıkıyor. Küçük Prens benim için hâlâ çok özel bir yerde duruyor. Fakat aynı yazardan İnsanların Dünyası ile yollarımız beklediğimden çok daha erken ayrıldı.
İnsanların DünyasıAntoine de Saint-Exupéry · Dokuz Yayınları · 20202,437 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 16:12
Jules Verne – Doktor Ox’un Deneyi (okuma notu) Başta çok sakin bir şehirle karşılaştım. Quiquendone… o kadar yavaş, o kadar ölçülü bir hayat ki “bu kadar vurgulanıyorsa kesin bir şey var” dedirtiyor insana. Belediye başkanı aşırı temkinli, kararlar yıllara yayılıyor, evlilikler bile neredeyse bürokratik bir sürece dönüşmüş durumda. İlk hissim şuydu: “Bu normal değil.” Sonra küçük detaylar dikkat çekmeye başladı… çırpılmış krema, kapalı düzen, garip bir durağanlık. Ardından “oksihidrik gaz” ve borular meselesi… İşte orada hikâyenin sadece bir şehir anlatısı olmadığını hissettim. Ve bir anda her şey hızlandı. Tiyatro 6 saatten 18 dakikaya düştü. Vals gecesinde insanlar kontrolsüz bir coşkuya kapıldı. Evlilikler hızlandı, düellolar başladı, şehir adeta 6. vitese geçti. Benim okuma sürecim de tam burada değişti: Artık “ne oluyor?” değil, “kaçıncı viteste patlayacak?” diye okumaya başladım. Sonlara doğru savaş kararları, patlamalar, kaybolan karakterler… ve ardından klasik Verne kapanışı: her şeyin bir anda normale dönmesi. Açıklama olarak “saf oksijen” deniyor ama hikâyenin bıraktığı asıl soru şu: Bu değişimi gerçekten gaz mı yaptı, yoksa zaten içlerinde olan şey mi açığa çıktı? Bence hikâyenin en güçlü tarafı da bu: kesin bir cevap vermemesi. Son çıkarımım: Aşırı sakinlik de aşırı hızlanma da insan doğasının dengeden çıktığında nasıl farklı uçlara savrulabileceğini gösteriyor. Ve Jules Verne yine yaptı yapacağını… Bilimi anlatırken aslında insanı anlatmış.
1000Kitap
Doktor Ox'un DeneyiJules Verne · İş Bankası Kültür Yayınları · 202123,7bin okunma
1/10
·112 syf.··
2026 41. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 12:41
Cellat – İnceleme Cellat, güçlü bir isim ve dikkat çekici bir kapakla okurun ilgisini çekmeye çalışan; ancak içerikte aynı etkiyi sürdüremeyen bir öykü derlemesi. Kitap, farklı türleri (psikolojik gerilim, polisiye, fantastik öğeler, toplumsal travmalar) bir araya getirmeye çalışsa da bu çeşitlilik bir zenginlikten çok dağınık ve bütünsüz bir yapı ortaya çıkarıyor. Hikâyelerin büyük kısmında ortak problem oldukça belirgin: güçlü fikirler var ama zayıf işleniş karakter motivasyonları yüzeysel ve yer yer tutarsız olay örgüsü aceleye getirilmiş ve “özet anlatım” hissi veriyor gerilim yaratılmaya çalışılıyor ama inandırıcılık çoğu zaman kurulamadığı için etki zayıflıyor dil ve anlatımda okuma akışını bozan hatalar ve özensizlikler bulunuyor Kitap boyunca okur sık sık “iyi fikir ama kötü uygulama” hissine sıkışıyor. Bu da hikâyelerin potansiyelini sürekli aşağı çeken bir durum yaratıyor. Özellikle bazı bölümlerde şok etkisi yaratması amaçlanan olaylar, sağlam bir kurgu zemini olmadığı için gerçek bir etki üretmek yerine yüzeysel ve acele yazılmış sahneler gibi kalıyor. Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde Cellat, edebi olarak güçlü bir bütünlük kuramayan, fikir düzeyinde ilgi çekici olsa da uygulama açısından yetersiz kalan bir öykü kitabı olarak öne çıkıyor. Sonuç olarak bu kitap, iyi bir fikir havuzuna sahip olmasına rağmen bu fikirleri taşıyacak anlatı gücünü ve editöryal özeni gösteremediği için beklentinin altında kalan bir çalışma.
Duygu ve Düşünce
CellatKolektif · Parana Yayinları · 202413 okunma
Reklam