Kuyumcu sıçrayan çamurları elinin tersiyle silip koltuğun ortasına doğru yanaşırken babasının anlattıklarını hatırladı.Fatih Sultan Mehmet,İstanbul’u almak için kullandığı topları tam burada döktürmüştü.İstanbul fethedildikten sonra da,gayrimüslim olan top döküm ustasını öldürtmüştü!Ola ki başka bir millete daha top yapmasın diye.Toplar Edirne’de onca düz yer varken neden bu bayırda dökülmüştü,usta neden öldürülmüştü?Bunlar çocukluğundan beri kafasını kurcalayıp cevap bulamadığı sorular olarak kalmıştı.
“...Birkaç arkadaş toplanıp kışlanın önüne gittik.İlk kınalı kuzucuklar gelmiş.Ah bu gözler,onları görmez olaydı Emine Hanım.Çoğunun ayağında çarık bile yok.Poturları,gömlekleri doksan dokuz yamalı.Nereye gittiklerinden haberleri var mı yok mu,belli değil.Her gün binlercesi şehit düşüyormuş Çanakkale’de!”
Yurdundan kovulan Musa,çarmıha gerilen İsa ve Tanrı’nın katına çıkmış olan Muhammed peygamberler bulundukları cennette birleşip,ümmetleri için bir çıkış yolu bulamazlar mıydı acaba?
“...Hep böyle olur.Dünya kurulduğundan beri böyle olmuş.Önce iki kardeş olan Habil’le Kabil birbirlerine düşman olmuşlar.İlk cinayet Adem babamızın oğulları arasında işlenmiş.O günden beri Adem oğulları birbirlerini öldürmekteler.Köpek köpeği,çakal çakalı,yılan yılanı ısırmaz,öldürmez,insan insanı öldürür!Bize düşen öldürmeden,ölmeden yaşamaktır .”
Çavuşlar yiyecekleri dağıtmaya başlamışlardı bile.Raşel ne yapabilirim diye etrafına bakındı.Çavuş kolları kopmuş bir gazinin yanına yiyecek bırakmış,zavallı asker yaşlı gözlerle yiyeceğe bakıyordu.Onları ağzına götürecek kolları,elleri yoktu ki!Raşel hemen yanına koştu,askerin yanına diz çöküp karnını doyurmaya başladı.