Yetkin insan duyularımıza hitap eder: Hem sert hem de narin, hoş kokulu bir ağaçtan oyulmuş gibidir. Yalnızca ona yarayan şeyden tat alır; beğenisi ve zevki, yararlı olanın ölçüsünün aşıldığı noktada son bulur. Zarara çare bulmayı bilir; kötü rastlantıları kendi lehine çevirir; onu öldürmeyen şey güçlendirir. Gördüğü, duyduğu, yaşantıladığı her şeyden içgüdüsel olarak kendi sonucuna varır. İlkesi seçiciliktir; çokluğu gözden çıkarır. İster kitaplar, ister insanlar ya da durumlar söz konusu olsun, kendi toplumunda hep aykırıdır: Seçtiği, izin verdiği, güvendiği şeyleri onurlandırır. Her türlü uyarıcıya yavaşça, uzun bir ihtiyat ve kasti bir gururun onda ateşle- diği o yavaşlıkla tepki verir yaklaşmakta olan uyarıcıyı uzaktan sınar; onu karşılamak için ilerlemeyi düşünmez. Ne "talihsizlik”e ne de “suç”a inanır: Kendisiyle ve başka- larıyla başa çıkar; unutmasını bilir – öyle güçlüdür ki her sey onun iyiliğine olur
Tipik olarak hastalıklı bir varlığın, kendini sağlıklı kılmak şöyle dursun, aslen sağlıklı olması bile mümkün değildir; oysa tipik olarak sağlıklı biri için hastalanmak hayata, daha fazla yaşamaya teşvik eden enerjik bir uyarıcı görevini bile görebilir. Bu yüzden o uzun hastalık dönemi bana şimdi şöyle görünüyor: Kendim de dahil olmak üzere hayatı adeta yeniden keşfettim; bütün iyi, hatta küçük şeylerden başkalarının kolay kolay tat alamayacağı şekilde tat aldım