Bu kitap bana düşünmenin sandığımız kadar otomatik bir süreç olmadığını yeniden hatırlattı. Çoğu zaman bir fikri gerçekten sorgulamadan kabul ediyor, hatta düşünüyormuş gibi yapıyoruz. Sokratik sorgulama ise tam olarak burada devreye giriyor: Bir düşüncenin hedefini, dayandığı varsayımları, kanıtlarını ve sonuçlarını tek tek irdelemeyi öneriyor.
Kitapta en dikkatimi çeken noktalardan biri, eleştirel düşünmenin aslında karşı çıkmak değil, anlamaya çalışmak olduğu fikriydi. Soruların amacı bir tartışmayı kazanmak değil; düşüncenin neye dayandığını görmek. Bu yaklaşım, düşünmenin ne kadar katmanlı bir süreç olduğunu gösteriyor.
Eğitim sistemiyle ilgili yapılan eleştiriler de oldukça yerindeydi. Öğretmenlerin çoğu zaman öğrencileri düşünmeye yönlendirmek yerine bilgiyi yüzeysel biçimde aktardığı, bunun da düşünceyi derinleştirmek yerine seyrelttiği vurgulanıyor. Oysa gerçek öğrenme çoğu zaman cevaplardan değil, doğru sorulardan doğuyor.
Anlatımı oldukça sade ve anlaşılır. Felsefi bir konuyu ağırlaştırmadan, oldukça sistemli bir şekilde ele almış. Düşünmeyi ve sorgulamayı biraz daha bilinçli yapmak isteyen herkes için oldukça öğretici bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Kürk Mantolu Madonna’yı okurken beni en çok etkileyen şey anlatımın fark ettirmeden insanı içine çekmesi oldu. Sabahattin Ali’nin dili sade ama derin. Eski kelimeleri yerli yerinde kullanışı, betimlemeleri ve duyguyu abartmadan aktarması sayesinde okurken sahneleri gözümde çok net canlandırabildim. Hikâyeyi sadece okumadım, adeta içinde yürüdüm. Karakterlerin suskunluğu, anlatılmayan duygular ve satır aralarına gizlenen hisler kitabı benim için çok güçlü kıldı. Bitirdiğimde yüksek bir etki değil, sessiz ama kalıcı bir his bıraktı.