Zavallı yaratıklar! Moreau'nun hainliğinin daha da alçak bir yanını görmeye başlamıştım. Bu zavallı kurbanların Moreau'nun işlemlerinden sonra çektikleri acılar ve dertler daha önce aklımın ucundan bile geçmemişti. Yalnızca avluda günlerce gördükleri gerçek işkenceler karşında yüreğim parçalanmıştı. Ama artık öyle anlaşılıyordu ki, işin asıl önemli olan yanı bu değildi. Onlar bir zamanlar içgüdüleri yaşadıkları ortama kalıp gibi oturan, her canlı kadar mutlu birer hayvandılar. Oysa şimdi insanlığın prangalarıyla tökezleniyorlar, hiç anlamadıkları bir yasanın boyunduruğu altında, bitmek bilmeyen bir korku içinde yaşıyorlardı; büyük acılar çekerek vücut bulan şu insan müsveddesi varlıkları bitmek bilmeyen bir iç mücadele geçiriyor, bitmek bilmeyen bir Moreau korkusu taşıyordu - üstelik ne uğruna? Beni çileden çıkaran bütün bunların boşunalığıydı.
Gelgelelim, gazetecinin anlattıklarına bakılırsa, yaptığı bazı deneyler kasıtlı olarak zalimceydi. Belki araştırmalarından vazgeçmek karşılığında toplumla uzlaşması mümkündü, ama öyle görünüyordu ki araştırmanın büyüsüne tutsak olmuş insanların çoğu gibi o da uğraşından vazgeçmemeyi yeğlemişti.
Fakat kızın ürkek tavırlarla kendine yaklaştığını görünce istemsiz bir hareket yaptı ve yana doğru attığı çevik bir adım sayesinde saygınlığını korumuş oldu. Bir ruhu kurtarmak için riske girmeyi göze alamamıştı hem karşısındaki ruhun kurtarılmaya ihtiyacı olup olmadığını nereden bilebilirdi ki?
Kadın kahramanın sahnede biraz da gülünç bir biçimde taklit ettiği kültür ve zarafete, köhne bir evde oturan ve gömlek atölyesinde çalışan bir kız da sahip olabilir mi diye merak ediyordu.