Sırası gelen bohçasını açıyor, içinden çıkanları yazdırarak teslim ediyordu. Genellikle bir takım çamaşır, bir çift çorap ve kullanılmış da olsa çarık çıkıyordu bohçalardan. Birkaç tane, tek tük fişeği kalmış av tüfeği, mermisi olmayan dört el yapımı tabanca, çivi, tel, kurutulmuş koyun derileri, velhasıl ne buldularsa getirmişti kadınlar.
Şerife'ye sıra geldiğinde, sırtına sardığı bebesiyle masaya yaklaştı. Onun bohçasından iki takım çamaşır, dört çift yün çorap ve hiç giyilmemiş bir çift kara çarıkla bir çift dede burnu denilen ön kısmı yukarı kalkık çarık çıkmıştı.
Yeni çarıkları gören Reis Bey dikkatlice süzdü Şerife'yi,
"Bunlar hiç giyilmemiş, bayramlıkların mıydı bacım?" diye sordu.
"Bayramlıklarım var ağabey, bunlar erkekler içindir.
Erim kendine yapmıştı da."
"Erin mi yaptı?" diye hayretle içinde sordu Reis Bey.
"Evet, elinden gelir böyle şeyler. Bir ayağı olmadığı hâlde niye çift olarak yapar bir türlü anlamam!" dedi Şerife. Reis Bey'in hayreti daha da artmıştı. Herkes bu konuşmayı dinliyordu.
"Tek ayağı neden yok?" diye sordu Reis.
“Çanakkale gazisidir, bir bacağını ve bir gözünü orada kaybetti."
Reis kurşun yemiş gibi irkildi. Gözleri doldu.
"Nerede şimdi bu yiğit gazi?"
"Evde ağabey, kağnıyı tamir etmekte!"