Zaman ve hadiselerin okyanusunda, birtakım isimlere ve müphem duygulara, müphem hatıralara tutunarak, onlarla döğüşerek yüzüyorduk. Burada yüzüyorduk kelimesini tesadüf olarak kullanmadım. Köksüz şeyler daima yüzer, daima beyhude yere bir karşı sahil arar. Halbuki milli hayat devamdır. Devam ederek değişmek, değişerek devam etmektir. Çünkü yaratmanın ilk şartı devamdır, hakiki kırılışlar ve kopuşlar ancak yaratış ucubeleri, yarım mahluk vücuda getirir. Çünkü hayatın ortasında onun bir parçası gibi degil, kendi dağılmış zerrelerinde devam ederler. Tıpkı ölümde olduğu gibi.
Distopik eserlerin bulundugumuz zamana bakis acisi sunmasi ve ongoru kazandirmasi bence cok iyi.
Kitabımızda itfaiyeciler bugunkunden biraz degisik bir isle mesguller; kitaplari yakip, insanlarin bos! dusunceler kazanmalarini onlemek. Onlari cinsellik, bağımlılık ve eglenceyle birlikte sadece işlerini yaptıkları bir durumda olmalarını saglamak, hiçbir sey(!) kazanmayacaklari bu alandan uzak tutmak..
Su anda da hizli zengin olma hayalleri, cinsellik, pislik akımları ve daha bircok sey genclerin zihinlerine pompalanirken cok manidar oldu.
Birde bunun yan etkilerini cok guzel vermisti yazar karakter uzerinde. Ic boslugu, degerli hicbir seyin olmadigi hissiyati, mana ve anlam arayisi, gercegin yuzunuze carpmasiyla tepetaklak olan doğrular insanlari nasil bir anda degistirir gosteriyor adim adim. Ben kitaplari cok seven bir insan olarak, bir tane kadin vardi kitaplariyla beraber kalmak isteyen, cok iyi empati kurabildim diyebilirim. Hayal kurmak ve anlam kaybinin sadece ic dünyanıza degil yasadiginiz gezegenede nasil bir yokluk kattigi cok iyi islenmisti.
Güneş her gün yakıyordu. Zaman'ı yakıyordu. Dünya hızla çember çiziyor ve kendi ekseni etrafında dönüyordu, zaman da Montag'dan yardim almadan seneleri ve insanları yakıyordu zaten.