Yazarin dili, akiciligi, seçtiği kelimelerin duygu olarak gecirgenligine bir lafım yok. Kimsenin olamaz gibi.
Kitabin konusu, ele alinisi ve sonucu bence tatmin ediciydi. Usturayla aldığı anda ne yapacagini herkes anlamıştır ama bu şekilde olacağını düşünmemiştir.
Benim bu kitapta ve Ayfer Tuncta eleştirecegim şey pes pese 3 kitabini okumuş olarak fazla yoğun bir acı dili ve kurgusu yazması. Evet yaptigi isi cok iyi yapiyor ama bu kadar anti düşüncelerle yer verdiği bir ask hikayesi ya da acı hikayesi diyelim karakterlerdeki boşluk duygusunu bizede geçirdi. Son kısımda bir an ağlayacak gibi oldum ama sonra şak diye kesildi. Ve 3 evlat sahibi biri olarak Heidi gorunce ağlayan birine dondum.
Sanem ve Umut karakteri farklı yara ve acılarla yogrulmus, hayattan beklentisi kalmamış amaçsız iki karakter. Sanem ailesinin ona kol kanat germesi icin canını verecekken Umut bu sevgiyle boğulup altında kalıyor. Umut hayattan alabilecekleri gözünün önündeyken alamadığı icin acı çekiyorken Sanem hicbir beklenti taşımıyor. Biri severken diğeri buyuk bir boşluk ve kirilmislikla yaşıyor. Biri bircok kayıp yaşadığı halde hicbir şey düşünmemeye değer bulmasada diğeri aklından silemiyor; hem o anlari, hemde getirdiklerini...
Zıtlıklar ve acılarla yoğurulmus iki hayat ve olamayan bir ask..
Bilincin anıları değiştirdiği, acı verenleri silip güzel olanları parlattıgı dogru olabilir, ama benim icin geçerli değil bu, acı benim yapıtaşım, subasmanım, temelim, ben acının üstünde yükseldim.