“Ama bu durumda, yaşamın yüceliği nerede? Yalnızca tıkınmaya, çiftleşmeye, tuvalet kâğıdına yazgılıysak, kimiz biz? Ve elimizden yalnızca bunu yapmak geliyorsa, bize söyledikleri gibi, özgür varlıklar olmaktan nasıl gurur duyarız?”
O Chantal, Chantal’a benzemiyor; o Chantal onun sevdiği Chantal değil; bir Chantal görüntüsü yalnızca. İçini tuhaf bir yok etme isteği kaplıyor ve çocukların kopardıkları yaygaradan zevk alıyor. Odanın altını üstüne getirmelerini istiyor, Jean-Marc’ın vaktiyle sevdiği, ama şimdi bir görüntüye dönüşmüş olan o küçük dünyayı yerle bir etmelerini istiyor.
Chantal’ın karşısında içini tuhaf, melankolik bir ilgisizlik duygusu kaplıyordu. Yalnız ona değil, her şeye karşı bir ilgisizlik. Chantal, görüntüden başka bir şey değilse, Jean-Marc’ın da tüm yaşamı bir görüntüden ibaret.