“İşte o anda, bugün insanlar arasındaki tek dostluk biçiminin ne olduğunu anladım. Dostluk, bir insana yalnızca benliğinin doğru çalışması için gerekli. Geçmişini anımsamak, onu hep sırtında taşımak, dedikleri gibi, belki de insanın kendi “ben”ini koruyabilmesi için gerekli tek koşul. “Ben”in çekip küçülmemesi, oylumunu koruması için, anıları bir saksı çiçeğini sular gibi sulamak gerekiyor ve bu sulama işi, geçmişin tanıkları ile yani dostlar ile sürekli temas halinde kalmayı zorunlu kılıyor. Onlar bizim aynamız; belleğimiz; onlardan hiçbir şey beklemiyoruz, yeter ki zaman zaman o aynayı parlatsınlar, parlatsınlar ki, yüzeyinde kendimizi görebilelim.”
Bana çalışmalarımı sordu. Gönülsüz cevap verdim. İşlerimin artık beni ilgilendirmediğini hissetmesini istedim. Tıpkı beni hayal kırıklığına uğrattığı gibi onu hayal kırıklığına uğratmak istedim.
Aksilikler ne kadar can sıkıcı olsa da suçu aksiliklere atmam bir şey değiştirmeyecekti. Her şey bizden yana olsaydı bile kendi üzüntü kaynağımızı kendimiz yaratırdık.