Artık eskisi gibi değildim; olmak istediğim gibi değildim. Bir ucubeydim: Mutsuz ve merhametsiz bir ucube. Benzim solmuş, bitkin düşmüş, içime kapanmıştım ve herkesten kaçıyordum. Ortak değerler dünyasına dair hiçbir şey artık beni ilgilendirmiyordu. Arkadaşlarımdan da kopmuştum. Kimseyi görmek istemediğimi, bir süreliğine ergenlik dönemimdeki yalnız, yapayalnız günlere geri dönmek istediğimi söylüyordum. Kendimi eve kapatmıştım. Şehir değiştirmiştim. Hiçbir şey yapmıyordum artık. Mektuplara cevap yazmıyor, hakaretlere karşılık vermiyor, aşkları karşılıksız bırakıyordum.
İnsan, gerçeklikten sanki kendisini yargılayan ve ölçen bir şeymişçesine uzaklaşmaktansa, onun her atomunu ve her görüntüsünü kendi kardeşiymiş gibi hissedecek derecede içinde yok olursa, işte o vakit insanın sınırlı bedeni evrenin devasa bedeni içinde yok olur; mikrokozmos gerçek anlamda makrokozmosa dönüşür ve dünyanın her parçası kendi benliğinin bir parçası hâline gelir; ve insan her uzvunu nasıl kendi istediği gibi hareket ettirebiliyorsa, o zaman dünya elementlerini de hareket ettirebilir.
Aslında kimse kendini tanıyamaz; hissettiği, düşündüğü ve yaptığı her şeye ciddiyetle bakıp açık açık söyleyemez. Zeki öz sevgi, pek kurnaz kendini beğenmişlik, çıkar hesapçılığı, korkak utanç, yüzsüz böbürleniş her daim gizlemek, örtmek, bahane üretmek ve aklamak için orada durur.