Bana öyle geliyor ki insanların sorunu kendilerini kaya gibi sağlam ve değişmez oldukları yanılgısına fazla kaptırmış olmaları. İnsanların, çevrelerindeki koşulları hesaba katmadan başkalarına olmadıkları biri gibi davranmayı, dayatmayı arzuladıkları birçok an var. Başkalarına bu şekilde davranmanın son derece makul olduğunu varsayıyorlar ancak ben daha önce hiç olmadığı birisiymiş gibi davranmaktan mutlu olan birini duymadım. Herkesi böyle tekdüzeleştirmeye devam edersek sonunda bu üç boyutlu dünyadan kaçıp tek boyutlu bir dünyaya gitmek zorunda kalacağız. Başkalarını itimatsızlık, ahlaksızlık ve fikir değiştirmekle suçlayan ve her şey karşı tarafın suçuymuş gibi yaygara koparanların hepsi tek boyutlu dünyanın birer vatandaşlarıdır.
Şimdiye dek ben de herkes gibi bir şekilde gidişata ayak uydurdum ancak tren durur durmaz tüm dünya bir anda neşelenip yukarı doğru yükselmeye başlamış, bense birden hüzünlenip dibe çakılmıştım. Asla dünya ve kendi aramda bir bağ kuramayacağımı anladığımda sırtımdaki yük ve göğsümdeki ağırlığın iç organlarımı bir kâğıt gibi incecik olana kadar ezdiğini hissettim. Tek başına, ruhum aniden yerin dibine girdi. Çok üzgündüm. Utanç başımı döndürüyor, yenilmiş gibi hissediyordum.
Kısacası, ben de gerçek dünyadaki konumumun ve içinde bulunduğum koşulların farkına bu kadar hızlı vardım ve bu farkındalıkla eş zamanlı olarak ani bir tiksinti hissettim.
Ama ne yazık ki o zamanlar kendi kendimi çözümleyecek kapasitem hakikaten yoktu. Bildiğim tek şey hayal kırıklığına uğradığım, acı çektiğim, kederlendiğim, öfkelendiğim, zavallı ve bağışlanamaz hissettiğim, tüm dünyadan nefret etsem de hayattan kopamadığımdı.