her şey cia ajanlarının ve devlet için çalışan tiplerin lsd nin ya gerçeklik serumu, ya ölüm korkusu gidermenin bir yolu ya da evrenin gizemini açan anahtar olduğuna inanmasıyla başladı.
o kadar gülünecek bir şey yoktur be hayatta, demiş. ama yanılıyordu; o kadar gülünecek bir şey vardı: bu neslin rock starlarının, kendileri gibileri fabrikalarda ya da sigorta şirketlerinde yaşam boyu sessizce acı çekmeye mahkum etmiş kadere çalım atarak frak ceketler, tokalı çizmeler giyen birer ortaçağ prensine dönüşmeleri, asırlar boyu yalnızca sefih soyluların hakkı görülen bir hayatı yaşamaları.
üniversite yaşamı yumuşak ve gerçeklerden uzaktı. dışarda, gerçek dünyada seni nelerin beklediğinden söz etmiyorlardı. beynini teorilerle dolduruyor, kaldırımların ne kadar sert olduğunu söylemiyorlardı. üniversite tahsili insanı sonsuza dek mahvedebilirdi. kitaplar yumuşatıyordu insanı. kitabını bırakıp sokağa çıktığında kitapların sana söz etmedikleri şeyler bilmek zorundaydın.
peki, tanrı, diyelim ki varsın. bu çıkmaza sen soktun beni. beni sınamak istiyorsun. bir de ben seni sınayayım, ne dersin? senin orda olmadığını iddia ediyorum. ailem ve çıbanlarla gerçekten zorlu bir sınava soktun beni. ben senin sınavından geçtim sanıyorum. ben senden daha zorluyum. hemen, şimdi aşağı inersen yüzüne tüküreceğim senin, bir yüzün varsa eğer. ve sen sıçar mısın? rahip bu soruyu yanıtlamadı. şüphe etmememizi söyledi bize. neden şüphe etmemek? benimle fazla uğraştığını düşünüyor ve bu yüzden seni sınamam için aşağı inmeni istiyorum!
bekledim. hiçbir şey olmadı. tanrı'yı bekliyordum. uzun süre bekledim, uyumuş olmalıydım.