Zulada saklayıp olgunlaşmaya bırakacağı meyveyi, yaşadığı o daracık evinde hem de kendi kanından olan bir namussuz, bir şerefsiz, bir haysiyetsiz acımadam mideye indirebilirdi. Bir hayli düşündü taşındı ve nihayet, "El yiyeceğine ben yerim!" dedikten sonra ham armudu oracıkta mideye indirdi. Ama çekirdeklerini ağzından çıkarıp dikkatle mendilinin arasına koyuyordu. Çünkü bir çekirdek, bir armut ağacı demekti. Bu ağaç da yılda en az iki yüz meyve verirdi. Bu miktardaki armudun râyiç satış fiyatı üç yüz elli akçe kadardı. Bu da on yılda 9 altun ederdi. Şu durumda mendilindeki çekirdeklerden sadece birinin fiyatı da bu olmalıydı. Ama aslında parada pulda pek gözü yoktu. Çünkü gönlü zengin biriydi. Hava aydınlanırken öylece, sırf gönlünden koptuğu için, sahibi olduğu çekirdeklerden birini başının gözünün sadakası olarak kör bir dilencinin çanağına attı.