• Kalimanjaro'nun tepesindesin. Rüzgar felaket, etraf karlı. Dünya yerle bir. Ve dünya kağıtlarda yazan kanunlarla yönetilmiyor. İnsanlar tarafından yönetiliyor. Bazıları yasalara uyuyor, bazıları için yasa, kendilerininki oluyor. Bizim ise umuda ve şansa ihtiyacımız var. Umut ediyoruz, bekliyoruz ve çalışıyoruz. Bazen ise sadece izliyoruz.

    Derken biri geliyor ve hayatımızı cehenneme çeviriyor. Kimse ses etmiyor, herkes görmezden geliyor. Sesimiz iki adım öteye ulaşamıyor, yarı yolda boğazlıyorlar çığlığımızı. Feryadımız bizi yakıyor sadece. Gözyaşlarımız içimize içimize akıyor, kan damlıyor saçlarımızdan, sesimiz kısılıyor. Evet kimse bizi görmüyor. Umut, iyilik, yardım gibi boş zırvalar insanlar için,
    halı altına süpürülmüş birer tozdan farklı değil. Herkes biliyor ama kimse bilmiyor, bilmezden geliyor. Bana dokunmayan yılan çok yaşasıncılık, işine geliyor değil mi? Ya o yılan dönüp dolaşıp seni ısırırsa? O zaman senin sesini kim duyacak?...Ben duyacağım.

    Birinin gelip de hayatımızın ortasına s*çmaması için dua ediyoruz, şans diliyoruz. Evet şansa ihtiyacımız var belki de. Tüm bu hayat, bize ilkokulda öğretildiği gibi değil. Yere düşmeden yerin ne kadar sert olduğundan bihaber yaşıyoruz. Ama hayatta güçlü değerlere sahip olmak iyidir. İnanç, mücadele ve umut. Evet umut. Belki de en çok ona inanmak gerek, yada en çok ona aldanmak. Evlilikte, savaşta ve suçta; güçlü değerlere ihtiyacımız var. Ama her şeyden önemlisi , bence bir şeylerin dengede kalmalıdır. Evet, denge, bu doğru kelime bu olsa gerek.
    Hayatta çok fazla şey isteyen biri, her şeyini kaybediyor. Tabiki, hayattan çok az şey isteyenler ise, hiç bir şey almıyorlar.

    21 Grams filminde beni derinden yaralayan bir söz vardı :

    Kaç hayat yaşıyoruz? Kaç kez ölüyoruz? Ölüm anında 21 gram kaybettiğimiz söyleniyor… 21 grama ne sığar? Ne kadarı kaybolur? 21 gram ne zaman kaybolur? Ne kadarı onunla gider? Geriye ne kadarı kalır? 21 gram… Beş madeni paranın ağırlığı, bir kuşun, bir çikolata parçasının… 21 gram ne kadar çeker?

    Sahi kaç hayatımız var? Bizden kaç tane var içimizde? İnsanların gördüğü ben, sahiden ben mi? Eğer değilse ben kimim? Ölürken 21 grama hangi ben sahip peki? Mutluyken hangisi veya mutlu olduğumu sanırken, hangi ben sahip bu 21 grama? Sahi bütün duygular sığabilir mi bu kadar az bir şeye? Ölürken hangi ben ölüyor? Ya ölmeden önce öldürdüklerime ne demeli? Bilmiyorum, düşündükçe zihnim daha fazla bulanıyor ve çınlama sesini duyabiliyorum. Hani ölüye kesen sessizlikte, bir uğultu duyulur ya, bir çınlama... işte o hesap. Dünya işte , olup olacağı, görüp göreceği, hepi topu bu kadar.

    Mutluluklarımızı biriktirsek bir tane uçurtma alabilir miyiz? Yada bir şeker. Hüzünlerin akıp gideceği bir gider mevcut mu evrende? Kara deliklere kapılıp neden yok olmaz bir çocuğun acısı, gözyaşı?

    Büyük okyanusta bir alan var ki dünyanın en ıssız yeri olarak bilinir. En yakın yerleşim birimine iki bin küsü kilometre uzaklıktadır. Orada olan birisinin görüp göreceği şey, su ve gökyüzü. O kadar ıssız ki, en yakın insan, uzay istasyonundaki birisi. Yaklaşık beş yüz kilometrelerde uçan bir uzay istasyonu size en yakın canlılık taşıyan varlık. İste buradasınız, evrendeki en ıssız insan sizsiniz. Ne bir gök taşı var ne de bir çay ocağı.
    Yapacak bir şeyiniz yok çünkü ticaret gemilerinin rotası oradan geçmiyor.

    Okyanusun en ıssız köşesinden, Kalimanjaro'nun tepelerine, Afrika yeşilliklerine... Bedeninden 21 gram hafifleyip, toprağa, topraktan havaya, havadan buluta, buluttan okyanusa, okyanustan ıssızlığa... Sürüncemeli bir yolculuk.

    Evet, hayatta şansa ihtiyacımız var, az önce dediğim okyanus yalnızlığını, karada hissetmemek için. İnanın bana okyanus ıssızlığı çok kötü. Sudan korkarım, belki bu yüzdendir bilemem. Ne diyordum, ha evet, 21 gram. 21 gramlık ruhumuza ne sığar bilmem ama şunu bilirim; okyanus ıssızlığına kapılmamaya bakın.
  • Bir insanın gönlünü almak, tamamıyla lüzumsuz bir şey de olsa, ni­hayet bir felâket değildi.
  • Kendimi bazen yarım kalmış bir proje ,bazen de gerçekleşmiş bir felaket senaryosu gibi hissediyorum.
  • Birlikte geçirilen bir felaket kadar insanları birbirine bağlayan hiçbir sey yoktur.
  • Dünyanın kendisi her an gerçekleşebilecek bir felaket gibi.
  • Zaten, bir felakete sükûn ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir.
    Sabahattin Ali
    Sayfa 11 - Yapı Kredi Yayınları
  • Felaket, bir şeylerin yıkımında değil, bunların yeniden onarılamamasındadır.
    Alan Paton
    Sayfa 38 - Bilgi Yayınları