Ey çocukluklarının üzerine demir kapılar örtüp üst üste kilitler vuran, bir daha uğramayı akıllarına bile getirmedikleri o loş ve rutubetli mahzenlerin yerini kendilerinden bile saklayan büyükler! Sokaklarda gözü bantlı dolaşan çocukların yanlarından geçerken bir cümle kurmanızı isteseler ne söylerdiniz! Mademki söz büyüğün ve bir sokak büyüğüsünüz siz, gözlerinde siyah bantlarla köprü kenarlarında ateş yakan çocuklara söyleyecek bir cümleniz olmalı.
Binlerce sokak çocuğu gündüzleri şehrin ana damarlarında, geceleri ise kılcal damarlarında büyük dolaşımlarını tamamlıyor, korkarken korkutan hayvanlar gibi, o izbe senin, bu harabe benim kapısız evler kuruyorlar. Korkarken korkutuyorlar evet; üzerlerinden on binlerce kişinin geçtiği bulvarlarda korkuyla bir kişiye yanaşacak olsalar, yanaştıkları kimsenin gözleri korkuyla büyüyor, ancak kendilerinden bir şey istediğinde fark ettikleri bu cüzzamlıdan koşar adım uzaklaşıyor, sonra takip ettiği şüphesine kapılıp zehirli bakışlar fırlatıyorlar arkalarına.
Hayır, yardımsever olmadıklarından değil, suçun her çeşidini kolaylıkla işlediğini düşünüyorlar bu çocukların; gazete sayfalarını dolduran suç öyküleri canlanıyor gözlerinde. Para istemek için uzattıkları ellerin, aniden bir bıçağa sarılmayacağından emin olamıyor, bu şehrin yalnız sokaklarında değil, evlerinde de suç işlendiğini akıllarına getirmiyorlar. Binlerce sokak çocuğu yaşıyor şehrimizde. Beslenemeseler de büyüyecek çocuklar. Bir kısmı gıdasızlıktan, bir kısmı hastalıktan, bir kısmı organ mafyasının elinde ölse bile yine de yüzlercesi büyüyecek bir ur gibi içimizde. Bozulmuş bir hücre gibi gördükçe, büyüyecekler ve küçüleceğiz biz.