yolculuk bir yere varmak için midir, yolculuk halinde olmak mı? milyonlarca farklı üçgeni tek bir üçgen olarak tanımladığımızdan beri birbirimizle anlaşamıyoruz.aslında hiç bir üçgen birbirine benzemez. herşeyi tam anlamıyla bilemeyiz. sınırlıyızdır, fakat, tanrı rolüne soyunduğumuzdan beri, sonsuz bir düşünce kapasitemiz olduğunu sanarak yargılara varıp dururuz. tanrı sonsuz ise insan düşüncesi sonsuz olamaz, ve sonlu düşünce ile sonsuzu kavrayamamak kadar doğal ne olabilir? ve hiç bir şey bir birinin aynı değildir. öyle ise bizim vardığımız bir yargı, başkası için bir önyargı veya tam tersi olabilir. yargıya varmak belki de tanrısallıktır, neye göre yargıya varacağız? kime göre? ancak insan kendine göre bir yargıya vardığını, bunun evrensel olamayacağını, evrensel olsa idi bu tanrısallıktır olurduyu düşünürse yanılmış olabilir mi?
her gün vardığımız kararlarda, kesin kanaatlerde,kendimizden emin oluşumuzda, böbürlenmemizde kısacası tanrıyı oynamamızda, sanki kendimizi tanrı ilan ediyoruz . dünya onun için yaşanılır bir yer olmaktan çıkıyor. kendini ilah ilan edenler din afyonunu veriyor insanlara ve geri çekilip paralarını sayıyorlar.açlıktan ölenler isimsizler mezarlığına dindar olarak gömülüyor.
kesin kanaatlere varmayacak isek, evrensel bir bilgi, doğru, adalet anlayışından nasıl söz edebiliriz ? herkese göre, göreceli bir adalet anlayışı, doğru kanı olur mu? göreceli bir şey yoktur aslında, sadece bilgi eksikliğinden vardığımız yanlış kanaatleriniz vardır ve bu bize adaletin , doğrunun kişiye göre değiştiğini sandırır. aslında yanlış olan evrensel doğrular değil, yanlış olan, bilgisi olmayan insanın vardığını sandığı kesin sonuçlardır. aynı sonuca giden yolda, farklı araçlar kullanıyoruz, saygımız yok ise fikirlere, birbirimizi yok ediyoruz ve yola devam