Etrafımdaki muhafızlar, casuslar, eve gidip hesap vereceğim kişiler birden kaybolmuştu. Yine de kendi zihnimdeki müfettişlerle başa çıkmak zorundaydım. İster ataerkil ailenin ister kilisenin dilini kullansınlar, bu içselleştirilmiş otoriteler beni hizaya sokuyordu. Evlenmeden sevişmenin günah olduğunu, bunun iyi bir kadını mahvedeceğini, akıllı olmayı seçmenin erkekleri uzaklaştıracağını, “aşırı akıllı” olmanın kadını delirteceğini söylüyorlardı.