Kendisinin Irmgard için başından beri, şu an bir erkeğin Fenya için taşıyabileceği anlamdan çok daha fazlasını ifade etme talihine sahip olduğunu düşündü.
"Fakat onlardan hiçbirine âşık olmadınız, öyle mi?"
Fenya başını salladı. "Hayır. Hiçbir zaman. Bu yüzden uzaklaşıp giden bazıları için üzülüyorum. Fakat bu neyi değiştirir ki? Dostluğun içimde aşka kadar yükselmesini bekledim. Ara sıra yükseldiği de oldu, giderek daha yukarılara doğru, fakat aşka ulaşmadı, yükseldikçe inceldi, sivrildi ve her defasında günün birinde ucundan kırılıverdi."
O zaman Paris'te kızın tavırlarının ardında özel bir kurnazlık yakalamaya meyletmiş olduğu gibi, şimdi de sanki bu Fenya'nın tipik özelliği ve imzasıymış gibi onda saf bir masumiyet görmeye meylediyordu.
Peki niçin? Niçin her iki durumda da kızın doğasını daracık bir kalıba sıkıştırıp, böylesine katı bir çerçevenin içine hapsetmeye kalkıştım, diye kendi kendine sordu.
Belli ki birinin arkasında durması, sorumluluğunu alması, korumak veya savunmak için önlemler düşünmesi Fenya'ya sıkıntı vermişti. Ailenin himayesinden hoşlanmıyordu ve ansızın kırılacak eşya muamelesi görmek kıza herhalde hem rahatsız edici hem de gülünç gelmişti.
"Aşkın size verebileceği en değerli şey nedir peki?" diye
gülümseyerek sordu genç adam.
Fenya o sırada Amirallik Sarayı'na girerek yüzünü onun
bakışlarından kaçırmış oldu.
Sonra, alçak sesle "Huzur!" diye yanıtladı.
"Aslında siz kadınlar süreklilik ve tam bir aidiyet istiyorsunuz, inan bana; bunları beni seven kadından biliyorum, Fenya. Çünkü aslında bunu istiyor olmasaydı, yaşamı benimle paylaşmayı öylesine yü-rekten istiyor olmasaydı, bu gerçek bir sevgi olmaz, aksine sadece bir... evet, sadece saf hayal olurdu..."
"Aksine sadece katıksız kösnül bir tutku olurdu... katık-sız kösnül bir tutku,"