"Artık kaybetmek istemiyorum," dediği zaman gözlerimi kapadım. Şimdi sırası mı diye düşündüm. Sonra sırayı kimin belirlediğinde takılı kaldım. Şüphesiz biz bir şeyleri planlıyor, bir sıraya koyduğumuzu düşünüyorduk. Yarına dair planlarımız vardı, İğneada, ormanda yürüyüş, mavi yeşil yağmurluk falan... Oysa bizden öte işleyen bir takvimin varlığı daha kaç kez yüzümüze çarpabilir ki? Birkaç saat önce Rafet amcanın haberi ile sarsıldık. Ya arayan İskeçe'den biri olsaydı? Yaya ya da papusla ilgili kötü bir haber alsak? Ya bir sabah babam arayıp annen bahçede düştü bayıldı dese? Allah korusun. Korusun ama ya olursa?
Mutluluğumuzu paylaşacağımız, buna ortak olacak, şahit olacak insanlardan biri bile hayatımızdan eksilirse beklediğimiz her an için kahrolmayacak mıyız? Evet, şimdi tam sırasıydı.
"Ozan," dedim ona. "Saçlarım yeterince uzamadı mı?"
Yüzüme baktı. Gözünün ucunda bir damla yaş akmakla akmamak arasında titreyip duruyordu. Dudağının ucunda bir kıvrım gülse mi gülmese mi kararsızdı. Sonunda bir nefes verdi. Nefesiyle titredim. "Uzadı," dedi bana. "Uzadı, lütfen artık beklemeyelim."