Zarafetin tekil hali; Feraye
Ve onu gördüm; yüzyıllık bir çınarın asilliği ve zarafeti vardı üstünde, heyecanıma yenik düşüp güzelliğine selam veremedim iyi mi…〽️🌾
ders calistigim erayi romantize ediorum
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Cihân-ârâ cihân içindedir ârâyı bilmezler O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler Harâbât ehline dûzah azâbın anma iyi zâhid Ki bunlar ibn-i vakt oldu gam-ı ferdâyı bilmezler
Şiir
Hümeyra
Naşide Gökbudak bana göre Anadolu'nun Kerime Nadir'i. Üniversite yıllarımda Feraye kitabını okumuştum ilk olarak. Hem kurgusal olarak hem dil olarak çok çekmişti beni. Ardından Şelale'nin Bez Bebeği ve Sıdıka Hanım romanlarını da okumuştum. Hümeyra kitabına ikinci el pazarında, yere dizilmiş başka kitapların yanında rastladım. 2007 baskılı, başka okurlardan iz taşımayan, belki kapağı hiç açılmamış bu kitabı hak ettiği saygıyı göstererek aldım yerden. Okuyacağım ve okurken kütüphanemdeki pek çoklarına yaptığım gibi kendimden izler, bırakacağım. Bir gün başkası okuyacak olursa o da ilk okurdan izler bulsun. Çünkü ben çiçeklerin iyi niyetle koparılmasına karşı olmadığım gibi okunan kitapların okuyanlardan izler, anılar taşımasına da karşı değilim. Kitaptan güzel izler biriktimek ve kitapta güzel izler bırakmak ümidiyle yeni maceramın adı Hümeyra. Bakalım nasıl bir yolculukta yoldaş olacağız birbirimize... youtu.be/Ded7lsejie0?si=...
İstedim ki Aşkın adı Feraye olsun…
Haziran’da geldi işte, Feraye; aşık olmamak elde değil…🌾☕️
3 Haziran Pazartesi sabahı🖤💐 Vera pencereden giren güneşle erkenden uyanır, ama yataktan çıkmaz, sessizliği bozmak istemez. Saat yedi buçuğa doğru Nazım Hikmet kalkar. Yarı çıplak, her zamanki gibi koşarak kapıyı açacak, posta kutusundan mektupları, gazeteleri alacaktır. Sonra divana uzanacak, onları yutarcasına okuyacaktır. Kapının zincirini çıkaramaz, aralıktan sağ elini uzatır, postayla gazeteleri çekip alır. Yavaşça döner, fakat birden dizleri çözülür, yürüyemez. Can havliyle elini cebine atar, kalp hapını yanına almamıştır. Karısı Vera’yı çağırmak ister, ama sesi çıkmaz. Gücü kalmamıştır, kendiliğinden kapanan kapıya dayalı, askılığın oraya yığılıverir. Oturur, bacakları uzanık, kolları iki yanına düşük, gazete ve mektuplar önüne saçık, mavi gözleri yarı açık orada can verir. Nazım Vera’yı tanıdığı zamanlar ağır hasta haldeymiş. Vera’ya duyacağı derin aşkın onu ölüm döşeğine götüreceğini tahmin ettiği halde, gönlüne söz geçirememiş ve sevdalanmış. Uzun zaman şiir yazmayan Nazım tüm hastalıklarını unutmuş ve Vera’sına şu satırları yazmış. Bir yaz yağmuru yağdı içime gümüş güvercinler uçtu damlarımdan koştu yalınayak toprağım… Nazım ölüm döşeğindeyken, ölmeden kısa bir süre öncede Vera’ya şu sözleri söyler; "öldükten sonra yarım saat için uyanmak isterdim. bana bunca acı çektiren yüreğimi görmek, bir de senin ağlayışını işitmek için..." Nazım'ın öldükten sonra Vera'nın gözlerinin önünde, ruhu bedeninden ayrılmış hâlini gösteren o fotoğrafa her baktığımda içimde bir hüzün olur. O kare yalnızca bir vedayı değil, insanın kaçmaya çalıştığı en büyük gerçeği de anlatır. Bir gün hepimizin son nefesini vereceğini, kurduğumuz hayallerin, biriktirdiğimiz anıların ve uğruna yıllar harcadığımız şeylerin geride kalacağını hatırlatır. O fotoğrafa baktıkça zamanın aslında ne