"Necip, tanrılardan ateşi çalıp insanlara verdiği için cezalandırılan Prometheus gibi hissetti kendini. Zeus'un Kafkas Dağları'na zincirleyip her gün kartallara ciğerini yedirdiği, ciğeri her gün yeniden oluşan, mitolojik moto-kurye Prometheus..."
"Böyle yenileniyordu demek ki Prometheus'un ciğeri. İnsan defaatle ölüyor, fakat umudu tam manasıyla ölmüyordu. Binlerce sene geçmiști bu farazi hikâyenin üzerinden. Sonsuz bu döngünün içerisinde, kartallar bir noktada yerlerini ateşli silahlara bırakmışlardı. Şamanlar baytar, șairler kurye olmuşlardı artık. Düşük kaliteli bu dönüşümün içerisindeki her yeni hamle, zincirleme bir başka reaksiyonu tetikliyordu. Bazı insanlar bu duruma kelebek etkisi, bazıları kader, bazıları ise karma diyordu. Aşk değişmiyordu bir tek. Așk her zaman aşktı. Boktan bir mahalle salonunda amatörce oynanan bilardo oyununa benziyordu hayat. Bazılarının şansı yaver gidiyor, vurduklarını deliğe sokuyorlardı. Bazıları durmadan ıskalıyor, dandik bir hayat yașıyorlardı. Necip ve Prometheus gibilerse, içeri sokmamaları gereken topları ısrarla soktukları için tekrar tekrar kaybediyorlardı oyunu."