Ben kimdim, o kapıdan geçmek kimdi? Peynirin azaldığına üzülen ben kimdim, ömrün çokluğuna üzülecek adam kim? Ahrete koşacak adam mıydım ki dünyadan kaçayım, elimi kaldıracak halim yoktu ki bir ip bulup da boynuma asayım, dünyadan bir şey anlamıyordum ki ölmeden anlayayım, o genişlikte bir cüssem yoktu ki o dev kapıdan gireyim. Ben kim ölebilmek kim. Kendiliğinden olursa olacak, olmazsa ona da sesim çıkmayacaktı, o kadar.
Dünyadan kesilmiş bir dilim et gibiydim de etin kalan kısmı ile hiçbir duyu alışverişim yoktu. Ondan kesilmiş bir parça olduğumu da duymuyordum. Öyle baygın, kendi kendime yana yatmış, sanki belli belirsiz bir kan sızdırarak duruyordum
Yemeğe tuz bile ilave ederken bana neden tuz koyduğumu, tadın nesini yavan bulduğumu, nasılı beğendiğimi soracaklar, tuzun zararından bahsedecekler diye tuzluğa bile uzanamıyordum.