Bana bunları söyleyenlere aslında dilim ve aklım dönse benim de söyleyebileceklerim vardı ama bunu becerecek hiçbir teçhizatım yoktu. Bazen içim kabarıyor ama sözsüz, cümlesiz tuhaf bir kabarma duyuyor sonra kendi kendime sönüyordum.
llk defa kendi üzerime eğildim ve dilimi kendime değdirdim. Bir çakıl taşının tuzunu, toprağın, hatta bir böceğin kokusunu, ağaç kabuğunun rayihasını, ba zen yanımdan geçen insanlardan onlara aitmiş gibi algıladığım neşe, parfüm, ter, elbise, hareket, öfke, telaş ... Hiçbirini kendimde duyamadım. Tenimde boşluk tadı ve kokusu vardı. Önümdeki zamanı, ömrümü de bu boşluğa katınca bu kokusuzluk beni tedirgin etmeye başladı.