"Öncelikle belirtmeliyim ki; böyle bir esere inceleme yazmak bile başlı başına sorumluluk isteyen bir iş. Bu yüzden akademik bir makaleden ziyade, kalbime dokunanları en yalın haliyle paylaşmak istedim. Eminim bu derin mevzuları teknik olarak ele alan pek çok kişi olacaktır…
2001’in İstanbul’undan 1930 ve 40’ların yorgun dünyasına uzanan bir yolculuk bu. Kitaba başlarken kendinize mutlaka bir fon müziği seçin ya da özel bir playlist oluşturun; çünkü Livaneli hikâyeleri müzikle birleşince ruhu daha başka sarıyor.
Maya Duran... Türkiye’den bir kadın. Hikâyenin başında hepimiz gibi; bir anne, bir işçi, sokakta her gün rastlayabileceğimiz biri. Ta ki Profesör Wagner ile tanışana dek. Maya’nın o andan sonra gösterdiği sabra, azme ve cesur başkaldırışına hayran kalmamak elde değil. Livaneli’nin bir kadın ruhunu bu denli incelikle analiz edip aktarması tek kelimeyle muazzam.
Kitapta diller, dinler, milletler ve imkânsız aşklar çarpışıyor. Ama asıl odak noktası: İnsanlar ve devletler. Hükümetlerin pek sevmediği o ağır kelimeler… Benim için bu kitabın özeti şudur: İktidarın zalimleştiği yerde halkın mazlumlaştığı, çaresiz bırakıldığı ve insan hayatının bir imzaya, soğuk bir söze pamuk ipliğiyle bağlandığı gerçeği.
Gerçekle kurgunun sentezlendiği bu eser; Struma’yı, Wagner’i ve Nadia’yı zihnimize kazıdı. Bambaşka diyarlarda hüzünlendik, öfkelendik. Okurken içimden sürekli 'Lütfen Struma batmasın, Türkiye karaya inmelerine izin versin' diye dua ettim. Ama maalesef tarih dualarla değişmiyor.
Struma battı,
insanlar öldü,
iktidarlar sustu
İnsanlar susturuldu.
Ne acı ki bugün, üzerinden 80 küsur yıl geçmesine rağmen Ortadoğu hâlâ aynı kadere terk edilmiş durumda.
Hâlâ insanlar ölüyor,
iktidarlar susuyor
İnsanlar susturuluyor.
Bugün sessiz kaldığımız insanların hikâyeleri, 100