-“Ezilen bir kadın hikayesi anlatırken her seferinde neden bu cehaletle örtüşür veya bu cehaletin arkasında neden sürekli din ifade edilir? Onu merak ederiz.” der ve bu romanın içerisindeki bazı cümlelerin arasında yürümeye başlıyoruz.
-Kızcağız şöyle sesleniyor daha sayfaların baş kısmında: “Bak canım hangi kapıdan çıktıysa aynı kapıdan girmelisin. Uğursuzluk getirir derlerdi.” diyerek aslında hurafelere ait olan geçmişin inançlarının, geçmişten bugüne dinselleştirilme sürecinde ifade etmeye çalışan Ayşe Kulin kitabının pek çok yerinde buna benzer cümlelerle aslında dinin geçmişten gelen hurafelerle süslenmiş bir unsur olduğunu, bunun da cehalete sürekli tetiklediğini bize bir şekilde anlatmaya çalışır.
-Baba der Ayşe.
-Baba erkek çocuğunun okuldaki gidişatından memnun değildi. Anne ise babanın oğlunun üzerine fazla gittiğini düşünüyordu diyerek Türk toplumunda annenin özellikle erkek çocuklara çok büyük bir özgüven verdiğini, kızlara ise ikinci plana atanların anneler olduğunu söyler. Kadını anlatırken diğer kadını anne sıfatıyla gündem ederek bu sefer insanları sıfatlardan alıkoyacak cinsel kimlikleriyle ön planda olmasını öğretmeye gayret eder Ayşe Kulin.
-“Sen hasta değilsin ki abla. Kazadan dolayı sadece hatırlamıyormuşsun, öyle dediler. Aşağıdaki odalarda sorunlular kalıyor. Depresyon geçirenler, takıntı sorunu olanlar filan işte.”
-Cümlede ne var diyebilirsiniz ama bilincimize şöyle kodlanıyor bu. Çünkü romanın içerisinde bu depresyon geçirenlerin genellikle dini kimliklerini çok ön planda tutulmuş. Birazdan göreceğiniz üzere o hasta insanların yaşadığı hayatları.
-Aşağıdaki odalardalar çünkü aşağılarda bir hayatın sonucu bu. Din insanı aşağı çeken bir şey. Cehaleti getiren bir şey. Cehalet aşağılarda vardır. Hedefler hep yukarıdadır. Böyle izah edilir