Peki ya hayat bir dizi birbiriyle bağlantısız deneyimin toplamından ibaretse? Bir şeyin neden anlamlı bir biçimde başka bir şeyi takip etmesi gerekiyor?
Kavuk Palas'ın esrarı, 1942 yılında Son Telgraf gazetesinde 74 bölüm halinde tefrika edilmiştir.
Osman Cemal Kaygılı'nın kitaplarını okurken acaip bir hazla okuyorum olayı öyle güzel bir dille anlatıyor ki adeta olayı sizde yaşıyor gibi oluyorsun. Her kitabını okuyuşumda da farklı yazarların ondan etkilendiğini görebiliyorum. Bu romanında İhsan Oktay Anar'ı gördüm, Çingeneler'i okurken Sait Faik
Bu kitapda istanbul surlarındaki bir kovukta esrarengiz insanları ve kovuktaki tarifsiz saatleri anlatmış. O kovukta Platon, Sokrates, Diyojen, Neyzen Tevfik gibi ustaların buluştuğu bir çilingir sofrası var.
Kavuk Palas'ın sahibi Aşık diyojen, namı diyer Aksaray'lı Hacı Derviş Balaban'ın hayatı var. Bir insan kaç kere ölür. Hacı Derviş bikaç kere ölür önce kendi kendimi öldürdüm der Bohem hayatını seçerek, sonrası kendiliğinden gelir.
Adımız Balaban, sanımız Hacı,
Rakıya derler ki aşkın ilacı!
Aşkta mandepse, rakıda tuzak
Ne dersin bu işe Nigar Bacı
Düşmez kalkmaz Hacı yatmaz
Uykusu yok, bacı yatmaz!
Bu yaşta, bu sakalla.
Gönlümün baş tacı yatmaz
Ahlaktan faziletten bahsedenler tıpkı kemana, mandoline, uda gitaraya benzerler. Çünkü bu güzel sesli çalgılar, nasıl bize dinlettikleri çok güzel havaların farkında değilseler, onlarda aynen öyledirler. Ağızlarıyla bize çok şeyler dinletirler, fakat ne söylediklerinin kendileri de farkında değildirler