Aralarinda üç asır bulunan iki düşünürün mektuplaşması fikri bana hem heyecan hem merak hem de bunun ne kadar başarılı olabileceğine yönelik bir düşünce uyandırdı. Farz-ı misal diyip bir mektuplaşma fikri bu mektuplaşmalarin ne kadar 'düşünsel yapı' üzerinde durabileceği sorunsalını oluşturuyor. Çünkü Spinoza geleceği bilmiyor, yaşamamış ve deneyimlememiş. Freud için ise iki arada bir derede durumu söz konusu. Çünkü hem geçmiş dönemden birine kendini anlatirken günün koşullarından ve olaylarından olabildiğince kaçınmak zorunda hem de geçmiş dönem hakkında yani Spinoza hakkında az da olsa bilgi sahibi. Bu noktada kitabin içeriğinin şu şekilde olabileceğini düşündüm: Freud, Spinoza sonrası ortaya çıkan yeni paradigmalardan, düşünsel ortamdan hiç bahsetmez ve saf bir bilgi akışı ile birlikte birbirini övme şeklinde ilerler. Ama tam bir ters köşe misali yazar, Freud'un kaleminden hem gündelik yaşamdan hem Nietzsche ve Schopenhauer'dan hem de nazilerden bahsediyor. Bu noktada, Spinozanin bir yahudi olarak nazileri ve kendisinden oldukça etkilenen Schopenhauer ve Nietzsche'yi ne kadar 'kendi düşünce sistemine' bağlı kalarak degerlendirebileceğini de dusunemeden edemiyor insan. Cümleler paragraflar ilerledikçe ikisinin yazdığı ve ikisi üzerine yazılan kitapları etrafımda toplamaya başladım. Yer yer mektuplar 30 sayfayı bulsa da kendilerini daha iyi anlatabilmek adına birbirlerine kitaplarını gönderdikleri varsayılıyor bu durumda da ikisinin düşüncesine ve kitaplarına hakim olmadan okuyucunun ilerlemesini imkansizlaştırıyor.
İçerik olarak çok zengin ama bu iki önemli düşünürün çağın koşullarından ve bilgi birikiminden haberdar olmadan yapacakları tartışma eksik kalır fikri, içeriğe tam olarak bağlanmaktan alıkoyuyor.