Kendimde dünyâyı kırıp geçirecek bir kudret duyduğum o dakîkada anladım ki dünyânın en korkak insanı seven insandır. Canzi'yi ürkütüp kaybetmek korkusu yanında ölüm gülünç bir şaka gibi kalırdı.
Acaba neden bu ilk defa gördüğüm sîmâ bana hayatta en çok tanıdığım yüz gibi geldi. Âhenginde rikkatler,vakarlı perdeler dalgalanan sıcak, yumuşak sesi benim kendi bağrımdan kopuyor sandım. Etrâfımda kendi havamın estiğini, nihâyet kendi iklimi bulduğumu anladım.
Canzi ile nasıl tanıştığımı anlatmadan evvel biraz daha geçmişimden bahsedeyim. Ben tamamlayıcı maddeyi bulmadan vücûda gelemeyen kimya terkipleri gibi bir şeymişim, bütün ömrüm sevdiğime rastlayacağım güne kadar hep bir hazırlıktan ibâretmiş.
Bütün batı ülkelerini adım adım dolaştım, ne zenginlikler ne mâmûreler gördüm, kasabam onların yanında saray önüne kurulmuş çerge bile değildir. Fakat ben hiçbir yerde ayağımı burada bastığım gibi basamam. Yürüdükçe toprak altındaki köklerimin tabanıma doğru filiz saldığını duyuyorum.