Neş' elerim geride kaldı eski günlerde,
Güzel günlerim vardı yağmurlarla ıslanan,
O doğduğum diyarda, o kuru ıssız yerde,
Petrol değil masaldı lambalarında yanan
Neş'elerim geride kaldı eski günlerde ...
Ebeveynlerinin duyarlı davranışları sayesinde çocuk kendi duygularını anlamayı ve nitelemeyi öğrenir. Ona ne kadar anlayış gösterilirse o da ileride başkalarını o ölçüde anlayabilir.
Bu, yaşamın ilk üç yılında beyinde oluşan "ayna sinir hücreleri - ayna nöronlar" ile bağlantılıdır. Beyin ne kadar çok ayna nöron üretirse kişinin empati yapma aktivitesi o kadar yükselir. Ayna nöron kavramı karşıdaki kişinin davranışlarını ayna gibi yansıtan sinir hücrelerinin yeteneğini belirtir. Bu nöronlar küçük çocuğun yakın çevresindeki kişilerle yaşadığı sevgi dolu birliktelikler sonucunda oluşurlar. Duyarlı ve duygusal annelerin çocuklarının mimiklerini nasıl taklit ettiklerini
çekilen video filmlerinde görebiliriz. Çocuk güldüğünde anne
de güler. Çocuk mutsuzsa anne de üzgün bir yüz ifadesi takınır. Çocuk annesinin yüz ifadesi ile kendi duyguları arasında bir bağlantı kurarak anlaşıldığını ve kabullenildiğini hisseder. Anne çocuğun duygularını ne derece duyarlı yansıtırsa ve onun gereksinimlerini ne kadar anlayışla karşılarsa, çocuğun beyninde o kadar çok sayıda ayna nöron oluşur. Çocuk büyüdüğünde beynindeki ayna nöronların sayısının çokluğu oranında başka insanları anlayabilir, empati yapabilir.
Tüm çocukların gözünde ebeveynleri daha büyük oldukları ve hiç yanılmadıkları için onlar kızdığında çocuklar suçu hep kendilerinde ararlar. Saplantılı bağlanan çocuklar, anneleri hırsını onlardan çıkardığında yeteri kadar iyi olamadıkları konusunda bir inanç geliştirirler. Annelerinin değişken davranışları kendilerini reddetmelerine yol açar. Buna karşılık annelerini yüceltirler. Bu tapınma duygusu çoğunlukla anne ya da ebeveynler tarafından daha da güçlendirilir. Çünkü çocuğa asla yanılmadıklarını ve onun daha çok şey öğrenmesi gerektiğini söylerler. Böylece çocukta, "Ben kötüyüm ama sen iyisin!" şeklinde özetlenebilecek bir içsel program gelişir. Bu programlanma çocuğun yetişkinliğinde de devam eder. Yetişkin olduklarında da sürekli eşlerinin onayını ve takdirini elde etmeye çalışırlar. Sürekli tetikte olan algıları, eşlerinin dile getirmediği beklentilerine karşı çok duyarlıdır. Beklentileri hissettiklerinde derhal itaatkar bir şekilde bunları yerine getirirler. Terk edilmek, içlerine işlemiş olan yetersizlik inancının bir çeşit onaylanması olduğu için tam bir felakettir. Güvenli bağlanabilen insanlar da zaman zaman kaygılanırlar. Onlar da ilişkileri başarısızlığa uğradığında, eşlerinin isteklerini yerine getirmekte yetersiz kaldıklarını düşünürler. Özdeğer konusunda kırılgandırlar. Bağlanma stillerinin arasındaki farkı yaratan, duyulan endişenin ve özdeğer konusundaki kırılganlıklarının ölçüsü ve yoğunluğudur.