Canımı sıkan kitabevi: Kitabı dekor yapmak
06 Şubat 2026
Kitabevinin adını vermeyeceğim:
Hafta sonu İstanbul/Beyoğlu/Pera’daki yerine gittim. Daha önce de Beşiktaş Akaretler Yokuşu’ndaki yerinden ve Etiler Alkent’teki şubesinden de kitaplar aldım...
Özellikle Pera’daki kitabevinden çıktıktan sonra içimde bir sıkıntı oluştu!
Önce, can sıkıntımın nedeni olarak; satılan kitapların hemen hemen tek yönlü, liberal yayınlar olması sandım. Neden politik çeşitliliğe-anlatıya önem vermemişler? Tek yönlülüğe, entelektüel donukluğa ne gerek var?
Açıkcası, tek fikri, tek duruşu savunan-gösteren kitabevleri daima beni itekliyor, sevmiyorum.
Neyse. “Liberallerin özgürlük anlayışı bu” deyip üzerinde durmadım. Biliyorum ki; çoğulculuk, ifade özgürlüğü, farklı görüşlere alan açma bu çevrelerin sadece dilindedir, pratiklerinde yoktur. Kendisini “merkez” olarak gören, kendi dışındaki her düşünceyi “tehlikeli” sayan bir siyasi anlayış bu… Kitabı, ideolojik sınır çizme aracı olarak görüyorlar.
Can sıkıntımın sebebini bu sandım.
Mekân ferah, tasarım modern, kahve iyiyken içimdeki tedirginlik niyeydi?
Sonunda buldum:
SIKINTIMIN SEBEBİNİ KEŞFETTİM
Kitabevi mekânı üzerinde düşünmeye, okumaya başladım.
-Günlük yaşam felsefesi üzerine yazan Alain de Botton mimarlığı, tüketim kültürü bağlamında ele aldı. Mimarlığın, kapitalist toplumda statü, arzu ve tüketim göstergesi haline gelmesini eleştirdi…
-Toplumsal mekânlar üzerine çalışmış, mekânın tarih içindeki yolculuğuna dair kavrayıcı eserler üretmiş Henri Lefebvre, mekânın iktidar ve sermaye tarafından üretildiğini yazdı. Mekân; sınıfsal ayrımların, tüketim kalıplarının, gündelik hayatı denetleme biçimlerinin somutlaştırdığı araç idi. “Mekânın üretimi” onun en ünlü kavramı…