Kötülüğe tahammül edemiyorum. Çünkü kötülük eğitilmez. Çünkü kötülük, ışık almayan bir yerdir. Çünkü kötülük, empati alışverişinin olmayışından kaynaklı uyuşuk, tembel ve hareketsiz; suçlayıcı bir lisanı olan, en çok da ben odaklı bir yerdir. Çünkü kötü insanlar yüzeyseldir. İyilere tahammül edemezler ve sesleri gök gürültüsü gibidir. Bir tabeladan ibarettirler. Etiketlere takılırlar. Bunlara “bakan kör” diyebiliriz. Çünkü güçlü olana değil, zayıf olana saldırırlar. Çünkü kendi kendilerine ahlak dağıtırlar. Vicdan pozu verirler. “İyi bir insanmış gibi” davranma kaygısı güderler. Zengin hayatların güzellemelerinde yerlerini alır, methiyeler dizerler. Aynı sahte döngüde devam ederler. Fetiş pozların klişesine düşerler. Eylem ve söylemleri farklıdır; tutarsızdır. Eleştirdikleri her şeyin stepnesidirler. Bugün kötülüğü hayra mı yoralım? Midem almadı. Hoş bir hususiyet de eksilmek. Eksilmeden çoğalmıyor insan… Tayrkn
Kadın kimliği bazıları için, haliyle, boğucu bir kimliktir. Onun içinse kadına dönüşmek bir fetihti.
1000Kitap
Reklam
Mert'in Kitap Kulübü, Nisan ayı buluşma kitabını sunar: J. G. Ballard'dan Çarpışma. 💥 Distopik kurgu ve yeraltı edebiyatının yasak ilişkisinden doğan aykırı bir evlat: oto-erotizm. Ballard, türünün tek örneği diyebileceğimiz bu romanında, fetiş nesnesi haline gelen otomobiller ve "yok artık" dedirten karakterlerle ilginç bir evren kuruyor. Bunu yaparken cinsellik, teknoloji, hız, saplantı, makineleşme, şiddet ve ölüm gibi başlıklar da olay örgüsü içinde kendine bol kepçeden yer buluyor. Modern dünyaya eleştiriler içeren, adı gibi çarpıcı, damakta metalik bir tat bırakan acayip bir kitapla karşı karşıyayız. 📚 Rahatsız edici olduğunu baştan belirtmem gereken kitabın herkese göre bir okuma deneyimi sunmadığı kesin ve bu sebeple tam da Mert'in Kitap Kulübü'ne göre! Fakat ne yazık ki piyasada baskının kalmadığını görerek üzüldüm (zamanında önce Ayrıntı, sonra Sel basmış; en günceli Sel’in baskısı olduğu için afişe onu koydum). Elbette kitabı çeşitli yollarla bulup okumanız gayet mümkün. İnternette sahaf sitelerinde ve şehirdeki farklı kütüphanelerde bulma ihtimaliniz yüksek (araştırdım). Kitabın, 1996 yılında Cannes Film Festivali’nde birçok tartışmayla beraber Jüri Özel Ödülü’nü alan David Cronenberg imzalı bir film uyarlaması da var. 🎬 Herkesin söz alıp konuşabileceği samimi bir ortam için kulübe katılım kontenjanla sınırlı. İlk kez katılacaksanız, sizi ve kitaplarla olan ilişkinizi daha iyi tanıyabilmemiz için kayıt formunu doldurmanız gerekiyor. 📬 18 Nisan Cumartesi günü saat 13.00’da Kadıköy’de görüşmek üzere! Adresi bildiriyor olacağız. 🧡 * Uyarmak isterim ki, kitap adından da anlaşılacağı üzere, kaza geçmişi olanlar için tetikleyici unsurlar içeriyor olabilir. ** Mert’in Kitap Kulübü'nde konuştuğumuz kitapların reklam olmadığını belirtmek isterim. Kulüp
"Siyasetini bir fetişler müzesine dönüştüren bir toplum, hareket yerine ölümü seçmiş bir toplumdur. Belirsiz bir özgürlüğün gün ışığına çıkmaktansa, tapınaklarının enkazı altında can vermeyi tercih ederler. Fetiş, geleceğe karşı bir kalkandır ve bu kalkan sonunda çatladığında, takipçiler bunu bir özgürleşme olarak değil, kozmik bir felaket olarak deneyimlerler."
Her fetiş, bir aşamadan sonra rutinlerini terk eder ; doyumsuz, sonsuz bir marjinalizmi doğurur. Tüketim fetişi hakkında yazmış olduğum yazılarda işâret ettiğim üzere, her tüketim tecrübesi tüketme arzusunu bastırmak için değil, tüketim açlığını daha derin hissettirmek ve onu marjinalleştirmek içindir. Özgürleşme fetişi de böyledir. Farklılıkları , umarsız bir sorumsuzluk içinde ve belki de artık bir arada yaşamanın mümkün olamayacağı derecede, kıymık kıymık çoğaltır. LGBT misâlinde olduğu üzere “artı” ( plus) hareketleri tam da bunu anlatıyor. Marjinalizm bir tutkuya, saplantıya dönüşür.Daha beteri, kendi kendisinin gâyesi olur. Her yeni tecrübe fırsatı, mâliyetleri düşünülmeden size bir dâvet çıkarır. Bunu dezavantajlılar üzerinden sonsuzlaştırmak ne kadar mümkünse avantajlılar üzerinden de sonsuzlaştırmak mümkündür. Süleyman Seyfi Öğün
Soner Yalçın'ın Kitap-Tüketim Mekânı ilişkisi üzerine yazısı
Canımı sıkan kitabevi: Kitabı dekor yapmak 06 Şubat 2026 Kitabevinin adını vermeyeceğim: Hafta sonu İstanbul/Beyoğlu/Pera’daki yerine gittim. Daha önce de Beşiktaş Akaretler Yokuşu’ndaki yerinden ve Etiler Alkent’teki şubesinden de kitaplar aldım... Özellikle Pera’daki kitabevinden çıktıktan sonra içimde bir sıkıntı oluştu! Önce, can sıkıntımın nedeni olarak; satılan kitapların hemen hemen tek yönlü, liberal yayınlar olması sandım. Neden politik çeşitliliğe-anlatıya önem vermemişler? Tek yönlülüğe, entelektüel donukluğa ne gerek var? Açıkcası, tek fikri, tek duruşu savunan-gösteren kitabevleri daima beni itekliyor, sevmiyorum. Neyse. “Liberallerin özgürlük anlayışı bu” deyip üzerinde durmadım. Biliyorum ki; çoğulculuk, ifade özgürlüğü, farklı görüşlere alan açma bu çevrelerin sadece dilindedir, pratiklerinde yoktur. Kendisini “merkez” olarak gören, kendi dışındaki her düşünceyi “tehlikeli” sayan bir siyasi anlayış bu… Kitabı, ideolojik sınır çizme aracı olarak görüyorlar. Can sıkıntımın sebebini bu sandım. Mekân ferah, tasarım modern, kahve iyiyken içimdeki tedirginlik niyeydi? Sonunda buldum: SIKINTIMIN SEBEBİNİ KEŞFETTİM Kitabevi mekânı üzerinde düşünmeye, okumaya başladım. -Günlük yaşam felsefesi üzerine yazan Alain de Botton mimarlığı, tüketim kültürü bağlamında ele aldı. Mimarlığın, kapitalist toplumda statü, arzu ve tüketim göstergesi haline gelmesini eleştirdi… -Toplumsal mekânlar üzerine çalışmış, mekânın tarih içindeki yolculuğuna dair kavrayıcı eserler üretmiş Henri Lefebvre, mekânın iktidar ve sermaye tarafından üretildiğini yazdı. Mekân; sınıfsal ayrımların, tüketim kalıplarının, gündelik hayatı denetleme biçimlerinin somutlaştırdığı araç idi. “Mekânın üretimi” onun en ünlü kavramı…
1000Kitap
Reklam
Reklam