İvan Denisoviç, Sovyet vatandaşı. İkinci Dünya Savaşı'na katılmış, Almanlara esir düşmüş ve kaçmış birisi. Kaçtıktan sonra Sovyet Hükümeti tarafından ajan olma şüphesiyle gözaltına alınıyor ve Sibirya'ya çalışma kampına gönderiliyor. Bunlar bir spoiler değil çünkü arka kapakta hepsi yazıyor, biz İvan'ın çalışma kampındaki bir gününü okuyoruz kitapta.
Kitabı okurken aklıma Ağ (Geumul) filmi geldi. Kuzey Koreli bir balıkçı teknesinin bozulması üzerine Güney Kore sularına giriyor ve Güney Kore hükümeti tarafından ajan olduğu iddiasıyla gözaltına alınıyor. Buradaki sorgusunun ardından ülkesine iade ediliyor ama Kuzey Kore'de de pek hoş karşılanmıyor. İki devlet arasındaki siyasi çekişmeyi eleştiren çok güzel bir filmdi. İvan Denisoviç'in hikayesi, kendi devleti tarafından ajanlıkla suçlanması, üstelik ülkesi için savaşırken bunu yaşamış olması çok acı verici.
Çalışma kampına 10 yıl için gönderiliyor. Biz sadece bir gününü okuyoruz. Sabah tuvalet için kalktığı vakitten uykuya dalana kadar geçen bir gün. Birbirine benzer binlerce günden bir tanesi. Okurken bazen o kadar sıkıntı veriyor ki insana olaylar. İvan(Şuhov)'ın ekmeği, tütünü, araması, çalışması, sırt ağrısı için endişelenirken, ne olacak şimdi diye telaş yaparken buluyor insan kendini. Çalışma kampındaki koşullar, zorluklar insanı dehşete düşürüyor. En çok da soğuk. Eksi 40 derecelere varan soğuk. Çok zorlanarak ama aynı zamanda beğenerek okuduğum bir kitap oldu.
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı bu. Aleksandr Soljenitsin 1970 Nobel ödüllü Rus bir yazar. Yazarın hayatını okudum önce. Çok hareketli bir yaşamı olmuş. İkinci Dünya Savaşı'na katılmış, cephede yazdığı mektuplarda Stalin'i eleştirince kendisi de çalışma kamplarına gönderilmiş. İki kere kansere yakalanmış, sürgüne gönderilmiş, siyasi fikirleri yüzünden