"İnanın doyamıyorum bu kızı ne görmeye ne de dinlemeye! Nasıl da hiç kimselere benzemeyen, insanı iğneleyen halleri var! Osmanlı sultanlarının haremindeki bütün o ahu gözlü, huri vücutlu kızları verseler şu bir tek minicik İngiliz kızını değişmem inan olsun!"
Güzellik kurallarına göre hiç de güzel sayılmazdı, ama benim gözümde güzelden de üstündü. Beni tümüyle sarıp egemenliği altına alan bir etkisi, bir büyüsü vardı ki duygularımı irademin elinden alıyor, kendi kudretine tutsak ediyordu.
"Size bundan önce de söylemiştim bir kez: Ciddiliğinizle, sessizliğinizle, anlayışınızla, yakınlığınızla siz herkesin sır ortağı olmak üzere yaratılmışsınız. Hem zaten karşımdaki kafayı, ruhu yakından tanıyorum. Anlattıklarımdan mikrop kapmayacak kadar sağlam bir ruh bu... Kimselere benzemeyen, eşsiz bir ruh. Zaten benim niyetim de ona kötülük etmek değil. Ama böyle bir niyetim olsa bile başaramazdım... Sizinle ben ne kadar çok konuşursak o kadar iyi. Ben sizi çökertemem, oysa siz benim ruhumu tazeleyebilirsiniz."