“Aşk, tek başına, bir kişi ve olay ve işaretle ilgisi olmayan, mücerret bir kuşku oldu içimde. Ondan kurtulmak için bir slogan buldum. Onu yineliyorum ama faydası olmuyor.
Kalbime baktım. Dünkü yürüyüşte bir an gördüğüm o geniş derin su yok. Et yüreğim var. Ve onun üzerinde kocaman bir kalas halinde kendim. O zaman tanımadığım meçhul birine derin bir özlem duydum.”
“Bir gün Anadolu yakasında Boğaza gitmiştik. Çok hevesliydi. Benimse içimde küçük bir tereddüt vardı. Küçük bir kuşku. Mücerret bir kuşku, sadece bu. Şimdi de öyleyim. Düşünüyorum; dokuz ay sonunda bunu mu elde ettik. Aşktan küçük bir kuşku kazandım. Ne sevinç ne mutluluk ve coşku ne ruh çöküntüsü dedikleri, sadece bir kuşku. Mücerret.”
“Cahitciğim, (...) namazlarını kıl ihmal etme. her iş allahü azimüş-şandan biter. hepimiz onun huzuruna çıkacağız. ne mutlu yüzü ak çıkanlara. allaha emanet eylerim. babanız, Niyazi Zarifoğlu.”